Son zamanlarda ruhumu da, gözümü de, karnımı da doyuran nefis bir tatil oldu şu Batı Amerika! Uzun uzun planlar projeler sonunda çok da içime sinen ve görmek isteyip de göremediğim bir kenarını bile bırakmadığım rota çizdim kendime. Çok önceden hazırlıklara başladığım için iyi konaklama rezervasyonu, iyi bir kiralık araba ve iyi restaurant keşiflerinden sonra gitmeye hazırdım!

Toplamda 14 günüm vardı ve hedefler büyüktü! :) San Francisco, en yakın arkadaşlarımdan birinin yaşadığı şehir Reno ve Tahoe gölü, Oregon sahil şeridi ve Seattle sığdırılacaktı bu 14 güne!

Ben de üstün gezi planlama yeteneğim ile şöyle bir rota çizdim :)

28 Nisan – 2 Mayıs (2019) San Francisco

2 Mayıs – 3 Mayıs Tahoe Gölü

3 Mayıs – 5 Mayıs Reno

5 Mayıs – 6 Mayıs Eugene

6 Mayıs – 10 Mayıs Seattle

10 Mayıs – 11 Mayıs Redding (ertesi gün San Francisco – İstanbul uçuşunu kaçırmamak adına yakın bir dinlenme durağı idi kendisi)

İstanbul çıkışlı uçakla yaklaşık 13 saat süren bir yolculuk sonucu San Francisco’ya vardım. Rahat 2 saat havalimanında gümrük ve güvenlik kuyruğunda bekledim. Olur da bir araba kiralama vs. ile anlaştıysanız kafadan iniş saatinizin üzerine 2 saat koyup hesaplama yapmanızı tavsiye ederim! Zira pek kıymetli ülkelerine giriş o kadar da kolay olmuyor ne yazık ki...

2007-2008 yılları arasında New York’ta kalmıştım az buçuk hatırlıyordum Amerika kültürünü. Ama yine de unuttuğum, ya da o yıllarda öğrenci iken çok deneyimleyemediğim bir kaç noktaya dikkat çekmek isterim. Amacımız amme hizmeti. Nihayetinde Rota Pinta olarak notlar almayı, aldığım notları paylaşmayı pek severim!

  1. Dolar – Kredi Kartı: ben Amerika’da harcamaya ayırdığım dolarları yanıma alıp çıktım yola, hiç öyle oralarda bankamatiklerden çekip de komisyonlar ödemeyeyim diye. Tabi bu ekstra bir yük bindiriyor omuzlara yanında yüklü miktar para taşıma endişesi... bunun yanında Amerika’da neredeyse her yerde (1 dolarlık kahvede bile) kredi kartı kullanılıyor. Bazı yerlerde 100 dolar verdiğimizde kabul etmediklerini, onun yerine kredi kartı ile ödememi söylediler. Bir kredi kartı da yanınızda bulunsa iyi olur.  Ha bir de para demişken mutlaka sokaklardaki parkmetreler veya “zorunlu” bahşişler için bozuk para bulundurun hep cüzdanınızda!

  2. Bahşiş: Madem bahsettik hemen geçelim bahşiş mevzuna. Çoğu yerde okumuş ya da duymuşsunuzdur. Artık Amerika’daki zorunlu bahşiş olayı oldukça bilinir bir uygulama. New York zamanlarımda (zaten öğrenciyim ve oldukça düşük bütçeli yaşamaya çalışıyorum) ayda bir gittiğim restaurantta hesap ödeme zamanı geldiğinde hesabı öder, ceketimi giyip kaçmaya hazır beklerdim bahşiş vermekten.  Ya kapıda yakalanırdım garson tarafından, ya da mekanın dışında... meğersem ne ayıpmış bunu yapmak :) öğrenciydim sebebim vardı diyorum geçiyorum. Bir yerde izlemiştim ve çoğu yerde de tutuyor. Hesap istediğinizde gelen fişin detayında yazan kdv (sales tax) kısmının 2 katını bahşiş olarak bırakabilirsin. Hiç şaşmıyor! Ya da toplam rakamın %10-%20 arasını (bulunduğun şehre ve eyalete göre değişiyor) bahşiş olarak bırakmak “ZoRuNdAsIn!” sistem öyle işliyor orada çünkü. Çoğu garson maaşını veya yevmiyesini bahşişten alıyormuş ve sen müşteri olarak onun yevmiyesini ödemiyormuşsun gibi ayıp sayılıyor bahşişsiz mekanı terketmen !

3. Fast Food: evet hamburger cenneti topraklarındasın. Hal böyle olunca da ister gurmesi, ister butiği, ister fast food zinciri hamburgerciler saracak etrafını. Ama batı yakasında özellikle bir bilinçli ve sağlıklı yemek üzerine trend olduğu için öyle her gittiğin yerde yağlı, ekmekli, büyük köfteli hamburgerler sunmayacaklar önüne :)  yine de hazır Amerika’dasın biraz olsun perhizi bozmak, azıcık yoldan çıkmak düşünülebilir. Mc donalds ve Burger King Türkiye’de de yemediğim için hiç denemedim Amerika’da da. Ama Five Guys ve California’nın meşhur zinciri In-n-out Burger’i mideye indirdim. Five Guys fıstık yağıyla kızartılmış patatesleri çıldırtır! :) Siparişi kasada verip, tepsini kendin alıp kendin kaldırdığın fast food yerlerinde bir bahşiş zorunluluğun yok. O yüzden de fast food yemek her zaman Amerikalılar ve turistler için çok daha uygun oluyor. (içecek sınırsız, bir kere aldın mı istediğin kadar doldurabiliyorsun!)

Bir diğer dikkatimi çeken şey ise gerek fast food restaurantları, gerekse herhangi bir yemek yerinde porsiyonlar hep bizim alıştığımızın üzerinde. Fast foodçularda seçenekler small, regular, extra gibi kelimelerle ifade ediliyor. İlk 2 deneyişimde aslında regular (standart) olanının bizim ülkedeki büyük boy olduğunu acı şekilde öğrendim. O yüzden siz siz olun small’mış küçükmüş deyip burun kıvırmayın. Bizim kendi ülkemizde genelimizin doyduğu porsiyon Amerikan smallı :)

4. İnternet: 2 hafta uzun bir süreydi ve yollarda hep navigasyona ihtiyacım vardı. Rahat rahat internet kullanayım diye prepaid card dedikleri kontörlü bir hat aldım. Çoğu marketlerde ve bakkallarında satılan Simple Mobile’ın 10 dolara sim kartını aldım. Bir de 25 dolara 3 gb hızında sınırsız konuşma ve mesajlaşmalı bir de paketini aldım. Telefonda uygulaması ile yükledim ve 2 hafta mis gibi kullandım. Bir çok seçenek var prepaid için. Ama fiyat ve performans olarak üzmedi beni simple mobile!

 

5. İlaç: Amerika’da hasta olmayın! Zaten kendi halkı bile hasta olmaktan korkuyor, çünkü bizdeki gibi bir sağlık sistemi yok. Her şeyde olduğu gibi sağlıkta özel sektörde.' Paran varsa yaşarsın'ın bir görünümü aslında. Özel sağlık sigortası Amerika’da yaşayanın velinimeti. İlaçları da öyle gidip eczaneden alamıyorsun. Eczaneler süper marketlerin içerisinde ayrı bir bölümde ve reçetede kaç tane hap diyorsa tek tek sayarak o hapı veriyorlar sana. Ama yine süpermarketlerde bir bölüm var ki, biliumum vitamin, destekleyici (supplements), ağrı kesici, mide bulantı hapları vs. gibi basit tıbbi müdahaleli ilaçları bulabiliyorsun. Minik bir gıda zehirlenmesi yaşamıştım ve süpermarketten aldığım Pepto diye minik pembe haplar hayat kurtarmıştı :)

6.Toplu taşıma: Avrupa ülkelerinde veya kendi ülkemizde alıştığımız gibi bir düzende toplu taşıma sistemine sahip değil Amerika. Yine her şeyin özel sektör eliyle ve parayı veren ile işlediği bir ekonomik yapıda toplu taşımalar yerine özel taksiler, uberler ve arabalar revaçta. San Francisco ve Seattle’da otobüs ve trenleri gündüzleri şehir merkezine gitmek için kullandık. Ama akşam dönüşlerinde özellikle karanlık çöktüğünde ise herkesin şiddetle vurguladığı gibi toplu taşımalar yerine uber vs. kullandık. Toplu taşıma dediğimiz metrolar, otobüsler akşamları evsizlerin, müptezellerin, kafası kırıkların takıldığı yerler oluyor :) çok rahat ilgilerini çekebilir ve canını sıkabilirsin. Gündüzleri de bahsettiğim bu taşıtlar biraz idrar, biraz ot kokuyor, sağa sola yiyecekler dökülmüş olabiliyor. Hal böyle olunca şaşırmamak lazım araba fiyatlarının, taksi uber fiyatlarının uygun olmasına...

7.Uber/Lyft/Taksi: Mutlaka Amerika seyahtlerine başlamadan telefonuna Lyft ve Uber uygulamalarını indirmenizi tavsiye ederim. Birden fazla kişi seyahat ediyorsanız daha uyguna gidebiliyor, kampanyalardan faydalanıp yolculuktan indirimler alabiliyor ve “pool” uygulaması ile diğer yabancı yolcularla seyahat ederek çok daha komik fiyatlara bir yere varabiliyorsunuz.

 

8.Trafik kuralları: araba kiralayıp benim gibi yol yapacaksanız, birkaç kuralı bilmek önemli olabiliyor. Carpool bizde olmayan bir kural. Trafiğin yoğun olduğu işler caddelerde “carpool 2 and more” diye yazdığı ve saat aralığı verdiği tabelalara dikkat etmek önemli. Eyalete ve şehre göre bu sayı ve saat aralığı değişiyor. O saat aralıkları trafiğin en yoğun olduğu iş gidiş ve çıkış saatleri oluyor ve araç içerisinde belirttiği minimum sayıda insan var ise en sol şeridi kullanıp kaptırabiliyorsun. O saat aralıkları dışında dilersen tek ol, carpool uygulamasına takılmıyorsun ceza da yemiyorsun. Amerikalılar’ın çok boş vakti olduğunu ve sağı solu hep şikayet ettiklerini söylemişti bir arkadaşım. O yüzden kurallara biraz dikkat etmek iyidir.

Bir diğer konu ise aslında genel geçer ve her yerde olan bir kural ama Amerika’da bu hususun çok daha ehemmiyetle uygulandığını gördüm. İleride bir yerde sağdan döneceksen ya da otobanda sağ çıkışı kullanacaksan yaklaşık 1-2 km önceden en sağ şeride gidip orada beklemen gerekiyor. Ya da şehir içlerinde sana ayrılmış (yere kocaman çizilmiş oklar) şeritler yardımı ile sinyalini verip pat diye yolun ortasında dönmek için bekleyebilirsin. Çünkü biliyoruz ki o şeridi sadece dönecekler kullanacak ve sen dururuken küt diye biri çarpmayacak, ya da korna yemeyeceksin :) Pat diye demişken; özellikle otobanda önündeki araç sinyal verdiyse bir süre falan beklemiyor, hop diye şeridini değiştirebiliyor. Çünkü zaten takip mesafesi vs. kurallarına uydukları için, ve arkadaki sürücülere de güvendikleri için bir tereddüt anı yaşamıyorlar. Ne güzel değil mi.....

Bir de trafik lambaları bizdeki gibi durduğunda sağında solunda değil, yaklaşık 500 metre ileride karşında olacak. Öyle sağda solda kırmızı mı yandı, yeşil mi yandı diye bakınma. Her şey basite ve kolaylığa çok alışmış Amerikalılar için yapılmış. Zor kurallar yok, kafa yorma yok. Çoğu araç otomatik ve hız limitine uyuluyor. Bence deneyebilirsin :)

Benim ilk anda fark edip eyvah kandırıldım diye düşündüğüm ama eyaletten eyalete göre değişen bir kuralı daha paylaşmadan edemeyeceğim. O da ön plaka olayı... bazı eyaletlerde aracın önünde plaka takma zorunluluğun yok. Arkada olması yeterli. Bizim kiralık araç Tenesse eyaletindendi ve ilk aracı kiraladığımızda kontrol sırasında “burda bir eksiklik var sanki, aaa plaka yok eyvah dolandırıldık” diye düşündüğüm, gerisin geri döndüğüm ve “dont worry be happy”lerle geri uğurlandığım bir andı :)

Bir amme hizmeti daha yapıyorum ve bu paragrafı kapatıyorum! O da sokak ağızlarında görülen STOP işaretleri! Aman yol boş deyip durmamazlık edemeyeceğin bir tabela bu! Çünkü bu konuda kurallar, cezalar, uygulamalar çok katı. Dur tabelasında mutlaka 4-5 saniye duruyor yol boşsa geçiyorsun. Diyelim ki 4 yol ağzındasın ve her 4 yol başında STOP tabelaları var. İlk sen durdun, karşı yolunda da ikinci diğer şöför durduysa, ilk duran sen olduğun için ilk hareket senin hakkın oluyor. O esnada arkandan da biri durduysa o da artık 3. sırayı alacak. Karışık gibi geliyor kulağa ama herkesin tıkır tıkır ve saygı ile uyguladığını görünce sevindirik oluyorsun :)

9.Shopping!; ne kadar basiretli olursan ol, ne kadar elin sıkı olsun, Amerika sınırlarındaysan kapitalizmin o pırıltılı ve bol seçenekli dünyasında bir anda kendini elin kolun torba dolmuş bulabilirsin. Outletler cenneti, süpermarketler zinciri, ayakkabı dünyası Amerika. Ama nerede alışveriş yaparsan yap, eğer Oregon gibi sales tax denen KDVsiz eyaletlerde değilsen, gördüğün etiket ve raf fiyatı kasaya geldiğinde değişecektir. Bulunduğun eyalete göre de bu eklenecek vergi oranı artabilecektir. Ben şehir merkezinden çok alışveriş yapmadım açıkçası (TJ Max, Marshalls, Target marketleri bir yana). Özellikle Oregon’a yolları düşecekler, outlet cenneti olduğunu bilsinler. Almak istediği montlar, ayakkabılar, kabanlar, ıvırlar zıvırlar hem vergisiz hem de görece bize göre daha uygun fiyatlara gelebiliyor.