Tam bir İzmir kasabasındasınız. Gülen insanlar, ağır işleyen zaman, lezzetli yiyecekler, otlar, sebzeler, gevrek, çiğdem... :)

Denizi olmaması sebebiyle genelde çok tercih edilmediği düşünülüyor ama bu büyük bir yanılgı. Çünkü Bergama’ya belki yerel turistten çok yabancı turistler akın ediyor. Malum Pergamon sevdasına. Tabi gelmişken görüyorlar ki buranın doğası doğa, insanı insan, yemekleri de of aman aman!

Ulu cami sırtlarında eski Rum evlerinin pansiyon ve konut olarak kullanıldığını göreceksiniz. Rengarenk 2 katlı evler yan yana sıralanmış, fotoğraflanmayı bekliyorlar gibi.

Ulu Cami arkasındaki minik sokaklar ve renkli taş evler

Sokak aralarında kaybolmalı ve Bergamalı ailelerin sokaklarda oturarak çay içip çiğdem çitletmesine şahit olmalısınız! İletişime her daim açık bu güzel halk, açık fikirli ve oldukça misafirperverlerdir. İttihat ve Terraki Caddesi ile Meydanı civarı akşam üstü turlamaları için ideal. Bu güzel sokaklarda sağda solda özgürce dolaşan tavukları, köpekleri, kedileri göreceksin. Ve hatta bazen horozlarla oynamak isteyen köpekleri “kışkış”ladıkları da olmuyor değil :)

Ulu cami mevkiinde göz ve ruhları doyurduktan sonra, bir de çarşı bölgesindeki Arasta Çarşısına göz atmak gerekiyor. Minik hanlar ve kahvelerin doldurduğu bu cici yerde, hoşgeldiniz bakem, nerden geldiniz, alıverin şunlardan diyen abiler ablalara kocaman sarılasınız gelir :)

Dışarıdan gördüğünde sanki unutulmuş köhne gibi görünüp,  girmemen gereken bir yer gibi hissettiren Çukur Han da listede olmalı. İçeride özensizce atılmış toplama sandalye ve koltuklar ile bahçedeki kümeste yaşayan ve başıboş dolaşan tavuklar sizi karşılayacak. Çok hafiften bir ağır türk sanat müziği ve garip bir koku. Bu ne diye çok uzaklarda aranmayın, zira han içindeki derme çatma kahvenin içerisinden gelen tömbeki kokusudur kendisi.

Tömbeki nargileyi bu zamana kadar hep duymuşsam da ne ve nasıl bir şey olduğunu, affedersiniz kafasının nasıl olduğunu bilmiyordum. İşte bu kahvedeki adını bilmediğim tömbeki nargile tiryakisi çaycı amcadan biraz nağmeli, biraz hikayeli öğrenmiş oldum.

Öncelikle kokusu bildiğimiz nargile kokularına çok benzemiyor. Öyle fokurdata fokurdata portakal, nane, efendime söyleyim çikolata aromaları gelmiyor burna. Sessiz ve başları öne düşmüş amcaların içtiği bir tür nargile olduğunu düşünüyorum. Çünkü o kadar ağır ve hızlı tesiri olan bir şey ki, etkisini direk görebiliyorsun.

Saf tütünün ıslatılarak hazırlanması sebebiyle, öyle çok içine çekmelik bir içimi yok. Ağız tiryakiliği olması gerekiyormuş (!) Hızlıca içine çekersen bir o çarparmış, bir de yer :) yapımı ve içimi ayrı uzmanlık isteyen tömbeki nargile raconunu bilmeyenlere baş dönmesi, mide bulantısı, heeyt yakarım bu gezegeni durumları yaratabiliyormuş.

Tömbekiyi ilk kez gördüğüm ve kokladığım bu güzel ve salaş han 15.yüzyıl zamanlarından kalma Osmanlılar tarafından kervansaray ve at bağlama yeri olarak kullanılan bir hanmış. Daha sonra 3 ailenin mülkü haline gelen bu han bir anlaşmazlık yüzünden satılamamakta ve bakımı vesairesi de yapılamamaktaymış. O yüzden bu şekilde ilgisiz ve harabe bir şekilde kalmış. Avlusunda tömbekici amcadan bir kahve isteyip içerek tavukların ayaklarınızın altında dolanmasını izleyebilirsiniz :)

Bana biraz yemekten bahset Abidin!

Dolana dolana acıkanlar için bir sürü lezzetli tatlar da var tabi ki Bergama’da.

Her şeyden öte en meşhur Bergama Tulum Peyniri! Tamamen damak zevkine göre seçip alabileceğin bir çok peynirci ve mandıra seçeneği var. Ama bir kaç tavsiye için Atatürk Bulvarı üzerinde, Petrol Ofisi yanındaki Peynir Pazarı ve bir paralel sokaktaki (Kaymakam Kemal Bey Cad.) Çakır’dan güzel Bergama tulum peyniri alınabilir. Buradan alınacak bir başka güzel ürün de biberli lor. Ama öyle biber ve lorun alelade birleşmesinden bahsetmiyorum. Turşu haline gelmiş biberi mis gibi inek sütünden yapılan lora basılıp bir süre beklemesiyle harmanlaşmış o güzel tattan bahsediyorum!

Koyunlar, inekler, keçiler mutlu mesut kırlarda köylerde yaşadığı için ve doğal yollarla beslendikleri için de, süt ve süt ürünlerinin tadı bir o kadar lezzetli oluyor. İşte bir başka güzel peynir ve süt ürünleri mekanı da meşhur Eşref Amca’nın yeri Yenigün Kahvaltı Salonu!

Minik ve eski tabelalı Yenigün Kahvaltı salonu, mutlaka Bergama ziyaretinde uğranılması gereken bir durak. Yoksa öyle lezzetli bal ve kaymağı nerede yiyeceksin ki? Keçi sütünden Eşref amcanın ve çalışanlarının yaptığı kaymak günlük buzdolabına konulur ve bir kaç saat içerisinde de dibini görür. Kahvaltı olarak geldiysen sana sorar ne istiyorsun? Öyle ben bi menü bakabilir miyim dersen ters bir bakış yersin. Seçeneklerin bellidir; gözünün önünde kaynatılan sıcak süt, mis gibi ekmek, bal kaymak, peynir, zeytin. Artık size kalmış hangisini söyleyeceğiniz.

Mümkünatı var ise, mutlaka Eşref Amca’nın buzdolabında vaukmlayarak sakladığı sert ya da yumuşak tulum peynirlerinden, bal ve kaymağından eve götürmelik hazırlatın! Fiyatlar böyle lezzete ve İstanbul piyasasına göre oldukça makul!

Yenigün Kahvaltı Salonu'nda Eşref Amca'nın elleriyle yaptığı bal kaymağa gelir gelmez saldırmış olabilirim :)

Yaşına aldırmayarak her sabah gelip kahvaltı salonunu açarak elleriyle servis yapan Eşref Amca

Kahvaltı sonrası öğle yemeği nerede yenir diye bir arayışlar, bir kıvranmalar başladıysa; Bergama Çiçeksever Köfte Salonu mutlaka bir durak olarak listelere girmeli. Özellikle öğle yemeği saatlerinde bir yoğunluk olduğu için ve içeride 4-5 masa bulunduğu için biraz hızlı olup yoğun saate denk gelmemek önemli. Doymak bilmeyen karınlar için bir porsiyon köfte yetmeyebilir. O yüzden 1.5 porsiyon söylemeye çekinmeyin :) Köfte yanına bir de güzel piyaz söyleniyor. Üzerine de elbette bir mutlu dokunuş Akropolis'e koşarak çıkartan kaymaklı, fındıklı ve tahinli kemalpaşa tatlısı! Yiyip çıktıktan sonra da bir gram pişmanlık hissettirmiyor :)

Çiçeksever'in meşhur pişman ettirmeyen köfteleri ve koşturtan tatlısı :)

Bergama civarı köyler hakkında bilgiler için buraya gidebiliriz :)

Ve bir diğer güzelliği ise her Ege kasabasında olduğu gibi mis kokulu zeytinyağı! Gönül rahatlığıyla zeytinyağı yiyip, dönüş valizine de bir kaç şişe atmalısınız.

Ayrılmadan Salepçioğlu Helvacısı'na da uğrayıp, Kozak köyünden toplanan çam fıstıklarından yapılmış helvaların mideyle kavuşmasını yaşatın derim!

Konaklama kısmı her kişiye göre değişeceğinden çok bir tavsiyede bulunmak istemesem de; yine de Rum evlerinin olduğu mahalledeki otelleri tercih etmenizi öneririm. Elaia ve  Hera Hotel bunlardan bir kaçı.

#rotapintaizmir