Sivrice’den İstanbul’a olan dönüş yolunu olabildiğince uzatmak için itinayla yol üzerindeki her köye, her ilçeye uğradım. Sen de uğramak istersen diye burada o durakları anlattığım yazıyı okuyabilirsin.  

Gözler yaşlı, tatlı tatlı yağan yağmurda Sivrice’yi arkada bırakarak şu Anadolu’nun ya da Asya kıtasının (ki bence Anadolu kara parçasının demek daha doğru) en batısına doğru yön çevirdim. Yani Babakale köyüne.

Yine denize dik uzanan dağlardan döne döne, çam ağaçlarının, kekik kokularının arasından Babakale’ye inen yollar kendisine hayran bırakıyor. Kalenin civarı olan köy merkezi ve hatta belki köyün kendisi minik ve samimi bir balıkçı köyü. Osmanlı döneminde yapılmış en son kale dedikleri kale, kalelerin babası gibi düşünülerek mi babakale denmiş bilmem ama, sahil kıyısının en ucuna yapılmış deniz feneri ve pek ünlü kalamarı kaleye göre daha revaçta bana göre :)

Babakale'ye inen kekik kokulu dağ yolu

Babakale'nin denize nazır kalesi

Genel geçim kaynağı balıkçılık olan ve yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı geçen Babakale’yi siz yine de yazın gelip ziyaret et derim. Benin favorim Karayel Restaurant’ta ya da diğer bir kaç seçenek arasından başka bir yeri seçerek mutlaka kalamarlardan, ahtapottan efendime söyleyeyim mis kokulu zeytinyağı ile yapılmış deniz börülcesinden yemeden köyden ayrılmamak lazım.   

Çok cici Babakale muhtarlığı köye gelir olsun diye sertifika satmakta. Gitmişken hem köye destek olmak, hem de az değil Asya’nın en uc noktasına gittiğini göstermek için bu sertifikalardan almanı öneririm. Haftasonları çocuklar kale girişinde 4 TL’ye satıyorlar :)

Deniz fenerine dalgakıranlar arasından yürüyüp kendince en uç noktayı bularak upuzun sonsuz gibi görünen Ege Denizi nasıl da ferahlatacak içini. Geride kalan trafikmiş, bombalarmış, ölen  çocuklarmış, işsizlikmiş, yanan ormanlarmış, genetiği bozulan meyveler sebzelermiş bir anda siliniveriyor aklından.

Komşu kıyılara selam 

Denize girmek istiyorsan Babakale’nin kuzeyinde kalan Akliman ve Altınkum pırıl pırıl denizi ve sıcacık kumlarıyla öylece duruyor. Bir Çeşme sahili kalabalığı ve gürültüsü bulamayacağın (iyi ya da kötü sen karar ver :) ) salaş ama bir o kadar senin bir sahil burası.

Babakale’de konaklama konusu öyle çok zor ve komplike değil. Karayel Restaurant’ın 2-3 odasından birini uygun fiyata tutabileceğin gibi, Akliman’da günlük ev kiralayabilir ya da Altınkum’da dilersen çadırınla dilersen karavanınla zeytin ağaçlarının gölgesine kurulabilirsin.

Dağ kekiklerinin mis kokusu ile sevgiler!

Karayel Restaurant'ın pek meşhur kalamarları

Çanakkale hakkında detaylı diğer yazılara ve anılara buradan ulaşabilirsiniz :)

#rotapintacanakkale