Bir Ocak ayıydı. Babamın vizesiz ülkelere gitme merakıyla beni de gitmeye ikna ettiği Belgrad’a 3 günlük bir gezi planlamıştık. Ve böylece Rota Pinta ailecek gezilecek yerlerin vazgeçilmezi Balkanlar’dan bir ülke daha ziyaret etmişti.

Balkan coğrafyası hem yemekleriyle, hem insanlarıyla ve de müzikleriyle bayıla bayıla gidip gezdiğim bir yer. Tembellik etmeyi bırakırsam güzel bir Bosna, Karadağ ve Makedonya anılarımı da paylaşacağım burada! Ve bir de “buradan” okuyabilirsiniz diye link de koyacağım, söz. Şimdilik Sırbistan başkenti Belgrad ile başlayalım!

Sırpça “Bjelo Grad” denilen bu şehrin kelime anlamı “Beyaz Şehir”! Yani demek istemişler ki karı, soğuğu eksik olmaz buraların. Nitekim Ocak ayında gitmiş biri olarak ben bunu teyit ediyorum. Sokağa çıkmadan önce kat kat giyinerek “heralde bu sefer üşümem” dedikçe, her defasında “bundan daha fazla üşümeyi göremem sanırım” diye sızlandım. Yine de korkulacak bir şey yok. İnsanlar o kadar güzel ki, sanırım soğuk havanın etkisi deyip bastım soğuğu yüzüme gözüme :)

Çoğu Belgrad yazılarında okuyacağınız o eski 90’lar ruhu hala hakim şehirde. Benim gibi 80l’ler 90’lar meraklısı bir kişilik için ise Belgrad bir hazine oldu! Yugoslavya dönemi arabalar, eski büyük sosyalist dönem yapıları, eski moda kıyafetler ve puslu ve soğuk bir hava. Arayabileceğin her şey burada :)

                                                                                         Tüm Belgrad fotoğrafları soğuk hava akımı içerecektir! 

                                        Dünyanın en kötü arabası denen ama Belgrad'da her yerde kullanılan Yugoslav dönemi arabaları YUGO ! 

Buz gibi havada şehri arşınlarken bir şeyi farkettik ki, bu şehir hiç kömür odun kokmuyor. Öyle sebebi doğalgaz falan değil. Sonuçta ünlü mucit Nikola Tesla topraklarında, neredeyse herkes ısınmak için doğalgaza bin basan elektrikli ısıtıcılar kullanıyorlar. Hali ile çevre de öyle çok kirlenip, sis pus olmuyor.

Nikola Tesla Havalimanı

İstanbul’dan Belgrad’a direk uçuşla yaklaşık 1.5 saatte varabiliyorsun. Vize yok. Kırmızı, yeşil, mor, sarı pasaportlar rahatlıkla geçebiliyor. Ancak, makûs talihli zamanlardan geçtiğimiz bugünlerde Orta Doğu'daki savaşlar sebebi ile artan kaçak ve göçmen nüfus hava limanında sıkı kontrollere yol açmakta.

Zira 4 kişilik grubumuzdan birini hiç yoktan yere kenara ayırdıkları Kuveyt ve Iraklı arkadaşların yanına aldılar. Toplamak istedikleri pasaportları toplayıp bir alt katta sahiplerinin “nerede, kaç gün kalacakları” bilgilerini edindikten sonra da bıraktılar. O yüzden naçizane tavsiyem yola çıkmadan gidiş dönüş uçak bileti ile konaklama bilgilerinizi bastırıp yanınızda bulundurmanız!

Taksi mi Über mi?

Taksi konusunda kafalar biraz karışıktı. Hava limanı transferi nasıl olmalı ile başlayan bir taksi serüveni içerisine girdik. Neyse ki kalacağımız otelle önceden yazışıp bir transfer ayarlatmıştık. Şehir bıdık gibi görünse de, özellikle de soğuk havalarda yürümenin işkence olacağı zamanlarda gözün taksi veya toplu taşıma arayabilir.

Biz 4 kişi olduğumuz için taksinin daha uygun olacağını düşünerek bir kaç defa taksi kullandık. Taksi değişik bir sektör Belgrad’da. Öyle buralarda yaptığımız gibi elini kaldırdığında duran bir sarı taksi bulamıyorsun. Öte yandan da çoğu yerde üzerinde taxi yazan araçlar görüyorsun. Peki bu çelişkiyi nasıl çözüyorsun?

Çare: “Pink Taxi” ! Adı biraz kafa karıştırıcı gelebilir ama Belgrad’da tüm yerellerin önerdiği (özellikle de yabancılara) taksi firması. Otelden, restauranttan ve hatta Yugoslavya Müzesinden bile pink taksi çağırmalarını rica edebiliyorsun. Böylece seyahatlerin güvenilir ve doğru çalışan taksi metre ile geçiyor. Ücretler de öyle çok yüksek olmayınca, güzel güzel yolculuk ediyorsun.

                                                                  Yugoslavya Müzesini gezdikten sonra görevliden Pink Taxi çağırmasını istedim

                                                                    ve o da sevimli ve sıfır İngilizcesiyle bana 3 dakika beklememi söyledi :)

Über konusu Belgrad’da hak ettiği değeri ve kaliteyi bulamamakta. Onun yerine Belgradlılar'ın kullandığı yerli bir startup olan CarGo uygulamasını deneyebilirsin.

Hazır ulaşımı da konuşmuşken; “ben öğrenciyim, bütçeli gezginim” diyorsan da Havalimanı -Zeleni Velac meydanı (merkez) arası işleyen 72 nolu otobüsleri kullanabilirsin. Büfelerden 1-2 euroya biletini alıp 30 dk.da varış noktasına ulaşırsın.

Belgrad merkezden kalkan (Zeleni Velac) havalimanı otobüsü 72 numara saatleri

TARİH YAZILDI TARİH!

Belgrad’a gideceklere önerim, azıcık o topraklarla ilgili okuyup, bir şeyler izlemeniz. (he tabi tek amacın çılgın Belgrad gecelerinde partilemek değilse) Zira hem Osmanlı’ya ait olmuş,  hem de Yugoslavya’ya başkentlik etmiş bir şehirden bahsediyoruz. Dahası Yugoslavya çöküşü ile birlikte, kara 90'lı yıllarda bombalanan bir şehirden...

300 yıla yakın Osmanlı’da kalmış Belgrad, daha sonrasında Sırbistan Krallığı’na girmiş. Yetmemiş Avusturya-Macaristan imparatorluğu’nun gözbebeği olmuş, bir de üzerine 1929’da Yugoslavya’nın başkenti olarak anılmış. Kardeş ülke Karadağ ile Sırbistan-Karadağ olarak isimlendirilen ülkenin iken, Karadağ’ın ayrılması ile de artık tek başına kalan Sırbistan’ın başkenti olmuş. Böylesi bir kültür sirkulasyonunda, sıkıcı bir şehir görmeyi beklemiyorsunuzdur umarım.

Bir köşeden Osmanlı yapısı cami, Kalemegdan, Yugoslav zamanı yapılar, diğer yandan da yeni kurulan bir şehir ve büyük binalar. Ve kesinlikle 3 günün yetmeyeceği bir gezi.

TRG REPUBLIKE (CUMHURİYET MEYDANI)

Tüm ana artellerin birleştiği meydan gibi düşünebilirsin. Mutlaka yolun buradan günde en az bir kere geçmek zorunda. Peki bu meydanda ne olabilir önemli olan? Mesela at üzerindeki Sırp prensi Mihailova. Osmanlıların Sırbistan’daki denetimine son vermiş bu tarihi kişilik, heykel üzerinde de başarısını anlatır şekilde İstanbul’u işaret etmektedir!

KALEMEGDAN

Şehrin en ünlü ana caddesi (evet haydi İstiklal caddesine benzetelim) Knez Mihailova’nın en sonunda Sava ve Tuna nehrinin kesişiminde konumlanmış Romalılar tarafından yapılan Belgrad Kalesi’ni de içinde barındıran tepecik. İstanbul kapı (Padişah Süleyman’ın Belgrad fethinde dayandığı kapı), Sokullu Mehmet Paşa çeşmesi, Damat Ali Paşa Türbesi, askeri müze hep bu tepecikte kale surları içerisindedir.

Baharını da mutlaka görmek istediğim Belgrad’a bir daha geldiğimde, buraları yeşil ve cıvıl cıvıl bulacağıma eminim. Hatta belki şanslı olursam Belgradlılar’ın yaptığı gibi mayomu havlumu kapıp, Sava nehri üzerindeki Ada Ciganlija’da yazdan kalma bir Balkan günü yaşayabilirim, kim bilir!

Tuna ve Sava mehirlerinin kavuştuğu yer.

Etrafı izlerken yaşlıca bir kadın gelip sakince kendi dilinde buranın ne kadar rahatlatıcı olduğunu ve kendine iyi geldiğini anlatmıştı

ZEMUN (YENİ BELGRAD)

Köprüleri geçerek ulaşabileceğin tatlı minik bir balıkçı kasabası. Her ne kadar yeni Belgrad bölgesinden geçsen de, Zemun aslında eski bir yerleşim yeri. Merkezi olmadığı için, sayılı günlü gezginler için ideal bir konaklama yeri değil. Ama yemek yemeye, hava güzelse nehrin kenarında yürüyüp, hatta belki piknik yapmaya müsait bir yer.

Çok fazla nehir balığı fanı değilim ama buradaki restaurantlarda mutlaka bir yemek yemelisin. Herkesin git git diye önerdiği Šaran Restaurant da burada.

 

Ünlülerin ve devlet görevlilerinin konakladığı ve NATO tarafından 1999’da bombalanan lüks otel Hotel Jugoslavia da yeni Belgrad’dadır.

 

SEN DE BİT PAZARI BEN DİYEYİM HIRSIZ PAZARI  (BUVLIJAK)

 

Vazgeçilmez tutkum ve saplantım olan eski eşya (vintage) aşkı ile, araya araya spottedbylocals sitesinde bulduğum Zemun’daki bit pazarına gittim. Ama öyle normal bir saatte değil. Çünkü bu Pazar bildiğimiz Avrupa bit pazarları gibi değil. Bariz bir hırsız pazarı. Çoğu Romen ve “çingene” diye Belgradlıların tabir ettiği kişiler sadece Pazar günleri sabah 05:00 – 09:00 arası sokaklara ürünleri yayıyor. Ve tabi ki bunu görmek isteyen ben sabahın 5’inde yollara düştüm.

Zelani Venac’tan 15 Nolu otobüs ile BUVLIJAK’a giderek de varabileceğin gibi, merkezden yaklaşık 10 euroya da pink taksi ile gidebilirsin. Sabahın köründe taksiciye bu pazarı ortak dilimiz olmadan anlatmaya çalışırken biraz zorlandım. Adam en sonunda “aaaaa gipsy market” diye aydınlanarak, kendi dilinde çantama, parama, pasaportuma dikkat etmem gerektiğini anlattı.

 

Sabahın 6’sına göre hiç alışkın olmadığım bu kalabalık oldukça sessiz bir şekilde alışverişini yapıyordu. Tabi ortamda gergin bir hava da vardı. Belki de durmadan devriye dolanan polislerden de kaynaklanıyor olabilirdi. Çünkü polis durmadan yan yana sıralanmış satıcılardan bir kaçına yaklaşıp anladığım kadarıyla artık toparlanmalarını söylüyordu. Yani aslında kontrollü bir hırsız pazarıydı.

 

Bu anı unutmak istemediğim için bir kaç fotoğraf video çekmeye çalıştığım sırada, satıcı kadınlardan biri bana kendi dilinde bağırmaya başladı. Anladığım kadarıyla beni ajan olarak düşünmüş ve korkmuştu. Yani siz siz olun, burada öyle çok çekim yapmaya kalkışmayın. Yabancıyız nihayetinde :)

Sabah 6'daki "bit pazarını" gezme stili :)

SKADARLIJA

 

Belgrad’ın bohem bölgesi. Tonla barı, kafesi ve resturantı burada bulabilirsin. Akşamları canlı müzik dinleyip, güzel Sırp biraları denemek için ideal bir bölge.

 

NİKOLA TESLA MÜZESİ

Belgrad bir gece hayatıyla bir de mucizevi ve aykırı kişilik Nikola Tesla ile anılırken, oraya gidip bu müzeye girmemek olmaz. İngilizce ve Sırpça rehberli tur ve video gösterimi olan bu müze ziyaretinde, Tesla’nın icatlarını ve fikirlerini daha yakından görebiliyorsun. Turun sonundaki florasan lambalarının kablosuz akım ile parlayıp yanmasına şahit de olabilirsin. Korkmayıp o florasanı eline alabilirsin :) 

Tipiktir tüm müzeler gibi Pazartesileri kapalı olan Tesla müzesine sabah 10 – akşam 8 saatleri arasında uğrayabilirsin. 4 euro da bir giriş ücreti olacak.

Radyonun mucidi Guglielmo Marconi olarak bilinse de yıllar sonra bunun Tesla'nın icadı olduğu kabul edilecektir!

YUGOSLAVYA MÜZESİ (MUSEUM OF YUGOSLAVIA)

Büyük Yugoslavya’nın başkan Josip Broz Tito’nun ve eşinin mozalesini de, Sosyalist Yugoslavya zamanlarına ve öncesine dair çoğu elementi, yazıyı, resimleri bulabileceğin şahane müze. Her ne kadar şuan ilk yapılan alan restorasyonda olsa da, yeşilliklerin içerisinde dolaşıp, Tito’ya ve yaptıklarına hayran hayran bakabilirsin. Çok kapsamlı ve detaylı anlatımlarıyla gördüğüm en iyi tarih müzelerinin arasına yerini aldı bu canım yer.

Belki gezi tamamlandıktan sonra bir minik Tito bronz heykelciği hediye edersin kendine :)

Titp devrinden kıyafetler, üniformalar ve meşhur gençlik koşusu asalarını hep bu müzede bulabilirsin

Tİto'nun mezarı

Hazır hediye demişken, Belgrad’dan dönerken ne almalı ne etmeli sorunu için de şöyle minik listemi aşağıya bırakayım;

Balkan mutfağı ve lezzetleri delisi olarak ben markete veya şarküterilere dalıp SOKA (biberli kaymaklı lor) arandım. Balkanların özel biberlerinden turşuluk gibi yapılan bu inanılmaz lezzeti tarif etmeyelim de yiyelim sadece! Bu arada dikkat! Balkanların geneli oldukça çok tuz sever ve bu yüzden de yiyeceğin, alacağın çoğu ürün kat be kat tuz içerecektir!

Biberleri meşhur olan Sırbıstan’da, markette, pazarda, sağda solda kurutulmuş biberler görebilirsin. Çantaya atıp eve geldiğinde bir ziyafet yaratmalık olacaktır!

AJVAR (ayvar diye okunur) Belgrad’da sofraların vazgeçilmez aperatifi. Mis gibi ekmeğe sürdüğün köz biber, patlıcan ve havuçtan oluşan sos. Hemen çantaya bir kaç tane atmalı! Ha bu arada şanslı olup ev yapımı vs. bulursan ne mutlu.

Kuru Et: et severlerin zaten yadsıyamayacağı bir lezzete sahip olan Sırp mutfağının yine bana bile yedirten kuru etlerinden (isli) paket şeklinde marketlerden alıp götürebilirsin. Sonra da eve gelip biran ya da şarabının yanında sana eşlik ederken tatlı tatlı Belgrad’ı anarsın.

Rakija (rakiya diye okunur); hafif kanyak, hafif viskiyi andıran bir yudumda içmezsen hayatı sana işkence eden, ama içtiğinde de o soğuk Belgrad sokaklarına karşı seni voltran yapan milli içkileri! %60’ının alkol olduğu bu içkiyi, bizdeki rakıyla karıştırmamak lazım. Susuz, minik shot bardaklarında içiliyor genelde. Ballısı, eriklisi, kayısılısı ve daha bir çok farklı meyvelisini bulabiliyorsun.

Kajmak (kaymak diye okunur): bizdeki kaymak gibi yine düşünmemek lazım. Yemek öncesi restaurantlarda ekmeğin yanında servis ediliyordu ve ben daha ana yemek gelmeden hapur hupur yiyip doyuyordum. Market yerine Zeleni Velac içerisindeki peynircilerde veya herhangi bir peynirciden bulup alabilrsin.

Elbette oradan plak almadan dönmeyecektim. En ünlü plak dükkanlarından birini hemen listeye aldım. Siz de alın! Plak almazsanız bile bir kahvelerini içersiniz :) Leila Records ! 

#rotapintabelgrade