Beklersin, beklersin ve beklersin... Beklemekle kalmaz hep hayalini de kurarsın. Kafandaki hayali listenin ilk sıralarında öylece pırıldar durur. Bir de yetmezmiş gibi o her 5 Mayıs akşamı annenin zorla bir kağıda yazdırdığı dileklerinin en başına Hıdırellez yerini bulsun diye büyük harflerle KÜBA yazarsın.

Ve yıl oldu 2017. Fidel ölmüş, Obama Küba topraklarına ayak basmış, ambargo kalkmış kalkmamış derken artık zamanıdır diyerek giriştim Küba bileti olayına. Türk Hava Yolları’nın direk uçuşu başladı Havana’ya çoğumuzun bildiği üzere. Fiyatları çok değişmemekle beraber, aktarmalı uçuşların yarısından fazla gibi. Bunun dışında KLM veya Air France ile de aktarmalı olarak Havana’ya gidilebiliyor İstanbul’dan.

Güzel bir indirim zamanı benim gibi hep Küba’ya gitmek isteyen arkadaşımla birlikte birbirimizi gaza getirip (çünkü arkadaşlık bunu gerektirirdi) Air France ile Paris aktarmalı biletleri aldık. Sanki ertesi gün yola çıkıyormuşçasına bir garip neşe ve kıpırtı içlerde.

Akabinde hemen nasıl bir rota izleyeceğiz, nerelerde kalınacak, vize işi nasıl çözülecek, hava nasıl olacak vs. araştırmaları başladı. Toplamda 11 günümüz vardı ve olabildiğince çok Küba şehrini görmek gerekiyordu. Bir o kadar da Kübalı arkadaş edinmek lazımdı tabi. Konaklama olarak, otel ve casa particular olarak anılan Kübalı ailelerin evinde kalma seçenekleri vardı. Otel anında kafalardan silindi. Çünkü neden Küba’ya kadar gidip de, Kübalıların çoğunun adım bile atamadığı büyük katlı gösterişli binalarda kalınsındı ki?

1997’de komünist ekonomiyi biraz canlandırmak için, Fidel halka kendi evlerini devlete gelip kaydettirmeleri halinde odalarını turistlere kiralayabilme imkanı tanımış. Böylelikle Kübalılar ekonomik anlamda bir tık daha özgürleşmiş olmuş ve yabancılarla çok daha iletişimde olabilmeye başlamışlar. Devletin onay verdiği ve odalarını bizim kiralayabildiğimiz bu evler işte Casa Particular olarak anılıyor ve gerçek olanların kapılarında aşağıdaki mavi çapa işaretinden oluyor.

Evlerin kapılarında resmin sol üstünde yer alan mavi çapa işareti devlet kontrolü ile yabancılara kiralanabileceğini gösteriyor. Girişte pasaport bilgilerini bildirmek için ev sahibi seni kayda alıyor. 

Sonra dedik ki madem elimizde 11 gün var, bu Küba’da en verimli şekilde nasıl değerlendirilir. Açtık haritayı önümüze, aldık Havana’yı kenara. Bir takım gezi sayfalarından da yardım alarak Viñales, Cienfuegos, Trinidad ve Santa Clara’yı şanslı şehirler olarak seçtik.

Bu şehirler arası geçişler için de, çok heyecana girmeyelim deyip hem yabancıların hem de Kübalıların kullandığı Viazul otobüslerini ayarladık. Farklı farklı yorumlar olsa da, çok dakik olmasa da yine de zamanında kalkan, zamanında varan, eğlenceli şoförleri olan ve buzzzz gibi bir klima sistemi olan Küba’daki belki de tek konforlu ulaşım yolu Viazul otobüsleri.

Havana'daki Viazul Terminal Garı. (Sıcaktan ölmelik)

Viazul bagaj fişi :) Bazen hem bagajını verirken, hem de bagajını araçtan alırken biraz bahşiş vermeni bekliyorlar :)

Altını çizerek, kalınlaştırarak ve hatta kırmızı ile söylüyorum ki, Küba seyahati planlıyorsan ve yolun bir şekilde Viazul otobüslerine düşecekse, mutlaka yanına uzun kollu bir şeyler al. Sonra teşekkür edeceksin. Ben bu klima olayını bildiğim için, AirFrance’ın dandirik polar battaniyesini çantama atmıştım. Ve 5 şehri gezerken otobüs yolculuğumda sarınıp donmama engel olmuştu. Bir viazul kit setim vardı;  bir çift çorap, bir Airfrance battaniyesi, Airfrance yastığı, uzun kollu bir gömlek ve bol abur cubur :) sen de benim gibi klimadan çabuk etkilenen ve kolay üşüyen biriysen, bu kit olayını ciddiye al derim!

Viazul otobüslerinde oturma düzeni yok. Biletini bastırdıktan sonra biletinle dilediğin koltuğa oturabiliyorsun. Eğer boşsa 1-2 nolu koltukları kap derim. Etrafı izleyip, yedek şoförle sohbet edebilirsin. Hatta ben güneşlikten göremediğim için eğilip fotoğraf falan çekmeye çalışıyorken, beni bir tanesi hostes koltuğuna oturtup rahat video ve fotoğraf çekmemi sağladı. O da 3-4 nolu koltukta ayaklarını uzatarak ve horlayarak uyudu :)

Viazul otobüs seyahatleri oldukça keyifli oluyor. Özellikle de şoförlerin birbiriyle olan diyalogları, birbirlerine su yiyecek ikram etmesi, köylerin içlerinden geçerken tanıdıklara kornalar çalmaları, bir anda bizi yolda bırakıp inip yiyecek bir şeyler almaları, eve götürecek sütü hazır olan şoförün korna çalarak köy evinden istemesi ve bunu yine bizim beklememiz oldukça renkli hikayeler. Ha eklemeyi unuttum, bir de şoförlerin eşsiz telefon melodileri. Benim favorim durmadan aranan şoförün “coco jambo” çalan telefonuydu.

Viazul biletlerini önceden internet üzerinden alabiliyorsun. Biz oraya gittiğimizde paralarımızı otobüs bileti vs. almaya harcamayalım diye Türkiye’de internet üzerinden hallettik. 1 kişi 5 farklı yolculuk için toplamda 76 $  (yaklaşık 275 TL) harcadık. Otobüs dışında araba kiralayarak, kolektif taksi veya direk pazarlık usulüyle ayarladığın taksiler ile de şehirler arası seyahat edebilirsin. Ancak unutma ki, en az 3-4 saatlik yollarda oldukça eski ve gürültülü Küba arabalarıyla (hani şu hep fotoğrafları çekilen) seyahat etmek bir süre sonra kulağa çok sevimli gelmeyebilir. O deneyimi şehir içinde minik turlarda kullanabilirsin.

Peki çizdiğimiz rota ne şekildeydi?

Viazul Otobüsleri:

  • Havana – Viñales  17 Haziran 09:00         12$

  • Viñales – Cienfuegos 18 Haziran 06:45   32$

  • Cienfuegos – Trinidad 19 Haziran 16:05   6$

  • Trinidad – Santa Clara 22 Haziran 08:30  8$

  • Santa Clara – Havana 23 Haziran 08:40  18$

Gelelim abur cubur olayına. Küba için çoğu seyahat sayfasında “ay yiyecek bir şey yok, aç kaldık, öldük” minvalinde yazılar okuyunca, biz girdik gitmeden bir markete topladık bir sürü bisküvi, kurabiye falan. Küba’ya bir gittik ki, yemek olayında hiçbir problem yok, tıka basa yedik içtik. O kısımlar bir sonraki yazılarda anlatılacak. Ama getirdiğim abur cuburlar sabahın köründe yaptığımız otobüs yolculukları ve 8 saatlik Viñales – Cienfuegos arasında çok işe yaradı. Ben yine de diyeyim :)

Are you Vize?

Avrupa, İngiltere veya Amerika Birleşik Devletleri Konsolosluğu kapılarındaki gibi sürünmeye son! Annemizin lise arkadaşının kızlık soyadı bilgileri, babamızın en sevdiği renk gibi bilgiler de toplamayacağız. Çünkü Küba vizesi (evet vize gerekiyor) almak artık çok kolay!

Biz seyahatten yaklaşık 1 ay önce Küba Kültür Merkezi’ne  pasaport aslı ile giderek 5 dakika içerisinde 40 euro karşılığında Küba Vizesini aldık. Gayet Küba Kültür Merkezi’nde çalışan asistanın el yazısıyla yazdığı ve girişten itibaren 1 ay geçerli olan kağıttan vizeyi, mutlaka Küba’dan çıkışa kadar muhafaza etmek gerekiyor. Çıkarken gümrük polisine o güzelim kağıt vizesini vererek bu yükü taşımaktan kurtuluyorsun.

Paran Var Midur?

Bir diğer mevzu da para mevzusu oluyor tabi. Küba’ya giderken ya dolar ya euro ile gidip yabancıların kullandığı para birimi olan CUC alabiliyorsun. Ancak biz dolara komisyon aldıklarını duyduğumuz için euro ile gittik. Euroya komisyon yok ve havalimanı dışında diğer tüm CADECA (Döviz büroları) ve bankalarda gerçek kurundan çevirttik.

İşleri biraz karıştıran bir CUP olayı var ki, bu Kübalıların yerel para birimi oluyor. Döviz büroları pasaportla işlem yapan bizlere bu paralardan vermiyor. Ama tabi oradayken sevimlilik becerilerine göre başka mecralarda belki üzerinde CHE resmi olan bir madeni ya da kağıt para olarak 3 CUP bulabilirsin :)

Yabancıların kullandığı CUC nam-ı diğer Peso Convertible

Çevrimdışıyız!

Küba, geride bıraktığın tüm olumsuzluklardan ve hatta olumlu her şeyden bile uzaklaşmanın tek destinasyonu. Zira internet konusu Küba’ya yaklaşık 2-3 sene önce gelmiş ve hala bizim alıştığımızın dışında işleyen bir teknoloji.

Şöyle ki, devlet kontrolü ile verilen internet hizmetini tek bir firma olan ETECSA sağlamakta. ETECSA’nın hizmeti de halka açık yerlerde - özellikle park ve meydanlarda – tost makinası ile yarışır hızda oluyor. ETECSA bürolarından (genelde çoğu wifi alanlarında bulunuyor) 1 (1.50 CUC) veya 5 (7.50 CUC) saatlik kart alarak kart üzerindeki kullanıcı kodu ve şifreyi girerek bağlantı sağlayabiliyorsun. Bazen bağlanmış görünsen de bir resim paylaşma, whatsapp üzerinden konuşma sağlama vs. dakikalarını yese de olumlu sonuç vermiyor. Oldukça sabır gereken bir işlem. Uzun süre oradaysan 5 saatlik kartlardan al derim. Bazen internet kartı bulmak o kadar da kolay olmuyor. Yoksa alanlarda wifi kartı satıyorum diye ortalarda dolaşan Kübalı dostlara kalırsın. Kart alırken Nauta’nın yoga yapan kadın resimli kartlarından alacaksın. Recarga yazanlardan değil. Onu da buraya not edeyim :)

Sabır, Sabır yaa Sabır!

Genel olarak Küba’da geçireceğiniz her bir dakika için, bolca sabır depo etmek gerekiyor. Öyle negatif olarak düşünmeyelim tabi. Sadece hız ve hizmet algısı bizden biraz farklı işliyor. Neticede politik rejim ve ekonomik konjonktür bizim alıştığımız gibi değil.

Örneğin, çok aç bir şekilde kendini restaurantın birine atarsın. Zar zor menünün gelmesini beklersin (yaklaşık 5 dakika), menüye hızlıca bakar ama hızlıca sipariş veremezsin. Çünkü garsonun geri gelmesi yaklaşık 10 dakika. Yemeğini sipariş ettikten sonra kitap falan okumanı öneriririm. Çünkü hangi restauranta gidersen git, sipariş verdiğin yemek hep sıfırdan pişecektir ve hiç aceleleri yoktur (yaklaşık 30 dakika)! Yemeğini yedin ödeme yapacaksın hesabı istersin bir 5 dakika falan da öyle geçirirsin. İşte bunu Küba’da başarıyla tamamladığında sabır testin bitmiş oluyor.

Başka bir örnek (başımıza gelen) daha vereyim; hava esaslı sıcak ve güneş tepededir. Başka bir zaman kalmamış gibi nemden yapışmış bir şekilde güneşin alnında Plaza de la Revolucion (Devrim Meydanı)’a doğru yürüyoruz. Artık sıcaktan dilimiz damağımıza yapışmış, bir adım dahi atacak takatlar tükenmişti. İstemediğimiz zamanlarda başımıza tüneyen ama tam ihtiyacımız olduğu anda ortadan yok olan su ve taze meyve suyu satıcılarını ararken, bir anda Kübalıların kullandığı Omnibus Nacional Otobüslerinin Garı’na denk geldik. Dedim ki gel en azından burada bir su bulur ve klimasında serinleriz. Daldık gara. Tabi bir keşmekeşin, eli bavullu kocaman ailelerin arasından geçe geçe bir büfeye girdik. Girer girmez yüzümüze çarpan o sıcak buhar, bunun iyi bir fikir olmadığını gösterdi bize. İçeride uçuşan sinekler arasında (evet Küba’da çok sinek var!) bir şekilde barı bulup su istedik. Ama ne mümkün! Barda çalışanlar öyle derin bir konuşma içerisindelerdi ki, bölemedik. Sanırsın Fidel sonrası devrim nasıl devam edecek onu tartışıyorlar. Sohbetleri tamamlanıp da bize doğru dönmeye meyledince atladık önüne “su var mı suu” diye. Ağır ağır dolaba gitti baktı ve sadece gazlı su var dedi. Ama o da sıcak, soğuk değil dedi. Bekliyoruz ki alternatif bir şeyler sunar falan yok olmadı. Peki deyip yan büfeye girdik. Orada da su yok cevabını alıp, bir yandakine gittik. Bar tezgahı üzerinde hararetli bir şekilde para sayan Kübalı ablamıza “pardooon pardoon su var mı” diye seslenerek ilgisini çekmeye çalışıp, sonunda 25 dakika verin bana şift değişikliği yapıyorum hesap kapatıyorum diye cevap alınca bir inanamadık tabi. Ama üstün sabır gücü devreye girdi ve sessizce ortamdan çıktık :)  gidelim bari bekleme salonunda klimalı klimalı oturup bekleyelim dedim. Bir 20-25 dakika bekledikten sonra, arkadaşım kadının işinin bitip bitmediğine bakmak için aynı yere gitti. Yaklaşık 5 dakika sonra şaşkın bir vaziyette geri geldi ve kadın “öğle yemeği yiyeceğim yarım saat sonra gelin” diyerek hepimizi dışardı çıkardı dedi :)  işin garibi bu durumu kimse garipsemeden sessizce ayrılmış. Çünkü Küba’ydı, neden olmasındı?

Muhtemelen rekabet ortamının olmaması ve sabit maaşlardan dolayı hizmet sektöründe ekstra bir çaba ve satma gayreti görülmüyor. Bu da bizim bir restaurantta, barda alıştığımız hizmete kıyasla bir hayli farklı oluyor. Ama bu da buranın özelliği işte. Kıyaslayacak bir durum yok sanırım. Hatta kısa vadede oldukça komik bile geliyor bu durum :)

#rotapintacuba

Diğer Küba yazılarına buradan ulaşabilirsin!