Kocaman ada Gökçeada’nın sahilleri ve köyleri ayrı ayrı görülmeye değer. Bir minik Gökçeada köyleri ve sahilleri incelemesi için buyrunuz aşağıya alalım sizi :)

Gökçeada Merkez: Adaya feribot ile girdiğin Kuzulimanı, Gökçeada merkez olmuyor. Merkez için yaklaşık 6 kilometre yol gitmen gerekiyor. Oldukça dağlık bir yapısı olan Gökçeada’da mesafeler az gibi görünse de, ulaşım biraz vakit alıyor. Bozcaada feribotundan indiğin gibi merkezin kucağına düşmüyorsun yani.

Merkez’de mutlaka güzel bir sakızlı ve karadutlu dondurma yemek adettendir. Çünkü adanın karadut ve sakız ağaçları pek meşhurdur. Akabinde civarda sakız reçelleri ve karadut reçelleri de göze çarpmaktadır. Feribot kuyruğunda dağıtılan Efi ve Gliki bademlerinden bahsetmiştim. Bu bademlerin satıldığı pastahaneleri de karşı karşıya merkezin göbeğinde görebilirsin. Ada dönüşü ada ganimetleri için Ada Rüzgarı’na uğrayıp, domates reçeli, keçi sütü reçeli, zeytinyağ ve zeytinyağı kolonyası, keçi sütü kremi ve bir sürü dağ kekiği ile çıldırabilirsin :) Para çekmek veya hastahane ihtiyacı için de yerimiz yine Gökçeada merkez!

Domateslerinin çok lezzetli olduğu adanın, bir de lezzetli domates reçelini denemek lazım! 

Yenibademli: Adanın kuzeyinde ve denize (Yıldızkoyu) çok yakın olan bu minik ve tatlı köy konaklama için en çok tercihi barındıran yer. Bir kaç Ispartalı ailenin gelip yerleştiği, sonrasında da daha da çok Ispartalı ailenin göç etmesiyle bu köyün Ispartalı nüfusu hatrı sayılır dereceye ulaşmıştır :)

Sağda solda başı boş dolaşan koyun ve tavuk kardeşler bu köyü daha da sevimli yapıyor. Adanın en merkez köyü olan Yenibademli benim de konaklama için seçtiğim yer. Yine herkesin kendi zevk ve konforuna göre seçeceği konaklama tercihini bir yana koyarak, benim genelde gidip apart tarzı pansiyon Minem'in Evi'ni fikir olsun diye söyleyeyim. Panisyonunun işletmecisi Cemal Abi, İstanbul’daki yoğun ve stresli yaşamdan bunalıp buraya yerleşmiş ve bir de güzel Gökçeada’da şiir kitabı yazmıştır. Gökçeada’da çoğu mekanın girişinde Cemal Karakuş'un "Belki Kafdağı Gökçeada'dır" kitabı bize göz kırpıyor :)

Doğal yaşam yeri Yenibademli köyünün minik sakinleri :)

Minem'in Evi Pansiyonu

Yıldız Koy: Adanın en kuzey noktasına gelmiş bulunmaktayız. Artık yüzme vakti! Gençlerin ve kampçıların tercih ettiği bir koy Yıldız Koy. Denizin hemen yanı başına kurulmuş Yıldız Koy Arkadia kamp alanı çadır sevenler için ideal bir yer. Konaklamayacaksan bile gün içerisinde restaurantından ve barından sabah-öğle-akşam faydalanabileceğin gibi, renkli bahçesinde hamaklarından, gölgeli uzanma koltuklarından da faydalanabilirsin.

Yıldızkoy Arkadia Kamp alanında bazı akşamlar reggae partileri, DJ geceleri olabiliyor. Takipte kalmak lazım. Yalnız bir tatlı uyarıda bulunmak isterim! Hani olur ya; bir akşam yine reggae müzikleri gecesi yapılır. Sen de arkadaş topluluğunla hem binlerce yıldızı çıplak gözle izleyeyim, hem de müzik dinleyip eğleneyim, aa bir de ne göreyim trambolin varmış hadi zıplayım dersen dikkat etmeni şiddetle öneririm. Hani olur ya, ambiyansın güzelliğinde, eğlencenin fazlalığında trambolinde zıplarken ayaklar, kollar, bacaklar bir zarar görür ve acile gitmek durumunda kalabilirsin. 5 kilometredeki hastahanenin aciline arkadaşların yardımıyla ulaşır ve acil hekimini adada en çok uzman olduğu deniz kestanesi çıkarma dışında bir durumla karşı karşıya bırakabilirsin. Hani yine olur ya olmaz demeyelim, acildeki tek doktorun karizmatik duruş sergileyerek ve olağan ada rehavetiyle zarar gören kısmı kırık mı çıkık mı olduğunu Rodin’in düşünen adam heykeli edasıyla incelemeye alabilir. Kırık olan yer için, ‘çıkıktır bu ama biz yine de sargı beziyle saralım, alçıya gerek yok’ diyebilir. Ama hemşirenin ‘sargı bezi bitti, alçı var istersen’ uyarısı üzerine, doktorun “çıkık” uzvuna ‘tamam öyleyse yarım alçı yapacağız’ müdahalesine maruz kalıp, eve tam alçıya alınmış bir halde dönebilirsin.Yani başıma gelmedi ama gelebilir diyorum ben uyarayım :)

Yıldızkoyu denizine ve sahil kenarına geri dönecek olursak... Sahil kenarı ve denizi bol taşlı, suyu hatrı sayılır derecede tuzlu ve temizdir. Minik bir koydur ve öyle çok dalga görülmemektedir. Zira sağdan soldan minik tepecikler dalgayı keserler. Yıldızkoy dalmayı sevenler için mis gibi sualtı dünyası sunar. Hatta Türkiye’nin ilk sualtı milli parkı burada yanı başımızdadır. En güzel gün batımlarından birini burada izleyip, yaşadığın anın gerçekliğine inanamayacaksın. Sünger kayaların arasından yürüyerek, denize girebileceğin gizli köşeler bulabilirsin kendine.

Sualtı Milli Parkına kayalardan yürüyerek girebilirsin

Yıldız Koyun gerçeküstü güzelliği ve gün batımı tepesi

Kaleköy: Yukarı Kaleköy ve Kaleköy kordon boyu olarak ikiye ayrılır. Deniz kenarındaki kordon boyu bölümünde seni askeriyenin yeri karşılar. Sezon zamanı araba ile içeri giremiyorsun. Kordon boyuna girişinde otoparka arabanı bırakman gerekiyor. Rakı-balık-meze, sadece balık, sadece meze, belki sadece bir kahve gibi seçeneklerini karşılayacak çok tatlı mekanlar buradadır.

Benim favorilerimden Eleni Rum Tavernası'nın meze çeşitleri ve tatları beni benden almıştı. Mutlaka sezon zamanı gidilecekse rezervasyon yapmakta fayda var.

Hemen Kaleköy girişindeki Karadut Kafenin denize karşı tatlı minik balkonunda mis gibi bir soğuk kahve ya da ev yapımı limonata içmeni öneririm.

Eleni Rum Tavernası'nın muazzam mezeleri

Yukarı Kaleköy denilen köy, Rum evleriyle dolu şirin sokakları ve nefis kahvaltıcıları olan bir yerdir. En meşhurlarından Mustafa’nın Kayfesi veya Anemos Otelinde mutlaka sabah kahvaltısı için uğranılması gereken yerlerden. Mustafa’nın Kayfesi’ne gidildiyse, klasik bir gelin-damat fotoğrafı çekilecektir :) (gidenler ne demek istediğimi anlayacaktır) Mustafa’nın yerinde kahvaltını yaparken etraftaki ağaçlardan kapari toplayıp, hemen yanındaki tarihi kiliseyi ziyaret edebilirsin.

Güneşin en son battığı noktayı bu köyün en tepesindeki Cenevizliler’den kalma kaleden ya da hemen kale yanına konumlanan Posedion Cafe’den izleyebilirsin. Rüzgarının pek pek meşhur olduğu adanın bu tepesinde dört bir yanın açık olduğu için iyi bir rüzgar yiyebilirsin, benden söylemesi! Posedion demişken söylemeden geçmeyeyim, öğlen 12 gibi gittiğimizde nefis manzaraya karşı bir kahve içeyim deyip bulamamıştık. Zira bize sadece şarap olduğu söylendiği için biz de bir şişe şarap içelim dedik. 1 şişe Suvla (Eceabat şarabı) şarabının fiyatı 150 TL idi.

Yukarı Kaleköy'de Cenevizlilerden kalma kalenin bulunduğu tepe ve komşu Semadirek (Samothraki) adası 

Poseidon Cafe'de harika mesajlar var :)

Zeytinliköy: Artık adanın kuzeyinden güneye doğru gidelim. Bu güzergahta alabildiğine uzanan zeytin ağaçları bahçelerinden geçerek, adı gibi Zeytinliköy’e ulaşabilirsin. Bu minik Rum köyünde kendini Yunan adasında geziyormuş gibi hissedeceksin. Kışları Yunanistan’da, yaz aylarını da Zeytinliköy’de yaşayan Rumlarla dolup taşıyor köy. Her biri sıcacık bu insanların kafeleri, hediyelik eşya dükkanları, tatlıcıları birbirinden sevimli. Zeytinliköy ile ilgili daha geniş bilgiler ve mekan önerileri için buraya alalım seni. 

Aydıncık: Güney koylara ve sahillere geldik. Tertemiz bir deniz ve boylu boyunca uzanan bir sahil selamlayacak seni. Rüzgar sörfçülerinin ve karavan kampçılarının favori mekanı olan Aydıncık girişinde, flamingoların durağı olan tuz ve çamur göletine uğramak da farklı ve keyifli bir etkinlik olabilir :) Meşhur ada rüzgarında denizi dalgasız bulabilirsen, yüzmek için ideal. Yoksa seni hemen yanındaki Laz Koyuna alalım. Aydıncık’tan Laz Koyu’na giden dağ yolu biraz virajlı ama manzarası nefes kesen cinsten. Yolda zeytin ağaçları gölgesinde demlenen keçilere verecek minik bir şeylerin varsa, çok kolay arkadaş olabilirsin! Zira bir tanesi benim camıma atlayıp, elimdeki bademli kurabiyeye ortak olmak istemişti :)

Aydıncık köyündeki Tuz Gölü'nde flamingoları ve çamur banyosu yapan insanları görebilirsin :)

Yüzmeyi seviyorsan Laz Koyunun berrak ve soğuk denizinden hiç ayrılmak istemeyeceksin!

Uğurlu Köyü: Tarımla uğraşan ve geçinen bu köyden sahiline indiğin zaman Gökçeada’nın en batı ucu olan İnce Burun ve Gizli Liman’a uğrayıp Türkiye’nin en batı noktasına gelmedim demezsin :)

Dereköy: Adanın en hüzünlü köyü. Çünkü Gökçeada'nın terkedilmiş en büyük Rum köyü imiş kendisi. tarihi Rum evlerinin arasında yürüyüp, kalan yaklaşık 50 Rum hanelerini görebilirsin.

Tepeköy: Rum kültürünün korunduğu bu köyde, Barba Yorgo şarap imalathanesini ve atölyesini görebilirsin. 

#rotapintacanakkale