Midilli adasının kuzey tarafını bir güzel anlattığım dosyadan sonra, Türkiye’den gelen feribotların yanaştığı liman ve merkezi ile güney kısımlarına da bir bakalım. İnan adanın güneyinin güzelliği kuzeyle yarışacak :) 

Midilli adasına bizim taraftan geçen feribotlar Ayvalık’tan kalkmakta. Yani öyle Midilli adasına bir geçeyim diyorsan, Ayvalık’ı da bir ziyaret edeceksin demektir :) 2 adet seçeneğin olacak. Turyol ve Jale firmaları. Biletleri internet üzerinden önceden aldığında indirimlerden yararlanabiliyorsun. Ağustos 2017 için Turyol’un indirimi Jale’ye göre bir tık daha çoktu. Tabi ki de onu tercih ettim :) Jale ve Turyol’un feribot saatleri aynı. Sadece Jale bir minik daha önce varıyor. 10 dakika kadar önce varabiliyor. En hızlı servisle gideceğim diyorsan da Jalem Katamaran’a alalım seni. Normalde 1 saat 10 dakika civarı süren mavi yolculuğu 45 dakikaya düşürüyor sadece. Güzel haber; adaya kendi aracınla da geçebiliyorsun!

Bileti internet üzerinden satın alsan da mutlaka 2 saat önceden limanda olup, firmadan bastırman gerekiyor. Ayvalık’ın rüzgarı meşhurdur. Sabah erken feribotla gideceksen bir şal almanı öneririm. Bir saate yakın kuyrukta donarak bekledim de oradan biliyorum!

Her yerde kocaman puntolarla yazmasına rağmen adaya varıp gümrük kapısından gerisin geri Ayvalık’a dönenler oldu. Neden mi? Şu can sıkıcı mevzular... Eğer pasaportunda Kıbrıs Türk Cumhuriyet damgası var ise, kesinlikle Yunan topraklarına giremiyorsun! Ne Yunanistan’a ne de Yunan adalarına. Bu konuda oldukça katı bir uygulama var ve yaş, cinsiyet, tatlılık vs. tanımıyorlar! Bu konu ile ilgili bir arkadaşımın yaşadığı hazin hikayeyi buradan okuyabilirsin mesela :)

Kısa ama nefis Ege Denizi kokusu ile feribot yolculuğu ardından Midilli’nin merkezi Mitilini’ye varıyorsun. Bizim pek panik ve tez canlı yurttaşlarımızdan çoğu, elinde bavulu geminin güvertesinde beklediği için çoktan koşarak gümrük sırasına koşmuş olacak. Heyecana, itip kakmaya ve alışkanlıklarını oraya getirmeye ne hacet. Nihayet tatildesin. Güler yüzlü, oldukça ağır kanlı insanların memleketindesin artık. O yüzden güneşin, güzel havanın ve kulağına çarpan Yunan ezgilerinin keyfini çıkara çıkara gümrük sırana girebilirsin. Eğer ki Kıbrıs vs. politik sorunlara takılmamışsan işin bitip Mitilini’ye atarsın kendini.

Bir önceki yazımda bahsettiğim gibi, adada toplu taşıma araçları olmadığı için mutlaka araba kiralaman gerekecek, ya da otostop :) Bu işi de halletikten sonra, bir arabayla güneye inmeden önce Mitilini’de neler varmış neler olmuş bir bakalım. Ben konaklamamı Mitilini’deki bir otelde yapmıştım, feribottan indiğimde yürüyerek kolay ulaşım olabilecek kıvamda. Ama yine önceki Midilli Kuzey yazısından iç çeke çeke bahsettiğim Molivos’ta kalmayı tercih ederdim. Problem değil, merkezdesin elinin altında bir çok seçenek olacak.

 

MİTİLİNİ (MERKEZ)

Gelir gelmez eşyalarımı atıp, çoğu gezi sayfasında önerdikleri ve şansıma da otelimin tam dibinde yer alan O Ermis Restaurant'a gittim. Haydi bakalım başlasındı ahtapotlu, uzolu ve cacikili saatler!

Adanın en eski restaurantları arasındaki O Ermis Restaurant’ın şaraplı ahtapotu oldukça methediliyor ve hiç de haksız yere değil. Hemen bir Yunan salatası, seversen kabak köfte ya da adanın meşhur Ladotiri peynirini (sahanda) söyleyebilirsin.

Ladotiri demişken; ada keçilerinin sütünden yapılan ve Midilli’ye has olan bu peynir Atina’da bile bulunmuyormuş. Meşhur ve önem arz eden bu peyniri hal böyle olunca kaçırmamak için her oturduğum mekanda söyledim. Una bulanıp kızartılmış disk şeklinde servis edilen bu peyniri ‘Ladotiri Saganaki’ adıyla menülerde bulabilirsin. Bizim rakının kardeşi olan Yunan içkisi uzoyu (ouzo) da sevenler için az sonra doğum yeri Plomari kasabası altında da bahsedeceğim Barbayanni marka uzoları da olmazsa olmazlardan.

O Ermis Restarantı'nın içerisi tarih gibi :)

O Ermis'in o çok meşhur şarap soslu ahtapotu

Ermou Caddesi; Mitilini’nin İstiklal Caddesi kıvamında. (bir yeri de İstiklal Caddesine benzetmese ölenlerden) Alışveriş için en ideal olan Ermou üzerinde minik butikler, fırınlar, leziz paskalya çörekleri bulabileceğin pastahaneler ve eskiciler bulabilirsin. Gezdiğim yerlerden plak toplamaya bayılan ben, yana yakıla Yunan müzikleri dinleyebileceğim plaklar ararken, Ermou caddesinin sonuna doğru harika bir eskici keşfettim. Koşarak içeri girdim ve İngilizce bilmeyen ama pek de güzel anlaştığım canım amca bana kağıda saatler yazarak “siesta” zamanına girdiğini anlattı.

Mitilini'nin en hareketli caddesi Ermou

Evet! Yunanistan’da da 3 saatlik öğle dinlenmesinden ödün verilmiyor. Şöyle ki, genelde sabah 9 gibi açılan dükkanlar 14:00 ile 17:00 arası hiç gözünün yaşına bakmadan kapanıyor. Siesta dinlenmesi sonrası da akşam 9/10’a kadar da açık kalıyor. O yüzden ben turistim canım ne siestası, elbet açık yer bulur yer içerim, alışveriş ederim diye düşünüyorsan, büyük bir yanılgı! Vakit geç olmadan dön :)

Nitekim, siesta zamanına denk geldiğim plakçı amcamın peşini bırakmadım ve sabah kepenkleri açar açmaz daldım arkasından dükkana. Dükkanın içerisi bir şeye dokunsan tüm tozu ve tarihiyle üzerine yığılacakmış gibi duran bu yerde, el kolla şarkılar mırıldanarak aradığım Yunan plaklarını söyledim. O da “Ne, Ne (evet,evet)” diye diye çıkardı George Dalaras’ı, Gylikeria’yı ve daha bir çok Yunan folk müziklerini. (meraklısına; 4 plağı 12 euroya aldım)

Eskici de olsa Yunanistan’da fiş kesme zorunluluğu var ve buna çok önem veriyorlar. Doğru fişi vermek için beni 10 dakikaya yakın bekletti ve torbamın içine atmamı işaret etti :) Kafelerde, pastahanelerde oturduğunda siparişinle birlikte fişin geldiğini göreceksin. Hemen ödemen beklenmiyor. Sadece zorunluluktan masanda duracak o sebepten :)

Ermou sokağının sonlarındaki eskici ve plakçı amcanın dükkanı! (Bana fiş vermeye çalışırken)

KKE: Midilli adasının olur olmaz her yerinde göreceğin bu harfler bütünü Yunanistan Komünist Parti’nin kısaltması. Çok merak etmiştim, sonra yanında orak çekici de görünce heh tamam demiştim. Hiç bir yasak, kısıtlama olmadan ifade özgürlüğü çerçevesinde gözüne mutlaka takılacaktır KKE!

Cafe Panellinion: Güzel bir kahve içmek için Osmanlı yönetim binasının kafeye çevrildiği bu yere de mutlaka uğramak gerekir. Ne yazık ki kapanan Taksim’deki Markiz Pastahanesi’ni andırıyor atmosferi.

Otopark: Midilli’de hiç park problemi yaşamadım. Yolu kapatmadığın, insanları engellemediğin müddetçe her yere rahatlıkla ve ücretsiz park edebiliyorsun! Tek bir yer hariç!! Evet ve ben gidip orayı buldum :) Feribot iskelesine giden yolda sağ tarafa park eden araçlar, büfeden satın aldıkları (2 Euro civarı bir fiyatı varmış) otopark kartını araba camının önüne koyma suretiyle cezasız durabiliyorlarmış. Tabi benim gibi aa boş yer hem de çok merkezi deyip koyarsan, güzel Yunan polisi cezasını kesip bir güzel sileceğine kıstırabilir. Ceza 20 euroydu ve 10 gün içerisinde ödersen cezanın sadece yarısını ödüyorsun. Hemen arka taraftaki vergi dairesine gidip halledeyim dedim ama biri 2. Kata, diğeri 3. Kata yönlendirince, üstüne üstlük tek veznedarın sohbet ede ede çalıştığını görünce araç kiralama ofisinin bu işi yapacağına inanıp ‘pek sevdiğim’ devlet dairesinden ayrıldım :)  (sonuç: evet araç kiralama firması senin yerine ceza ödeme işlemlerini tamamlıyor)

Rempetis Restaurant; Kalenin hemen solunda yer alan denize karşı güzel yemekleri olan taverna. Yereller tarafından da öneriliyor.

Rempetis'in bulunduğu cadde (kaldığım otelin balkonundan)

SKALA KALLONIS

 

Bir önceki yazıda Skala’nın ne olduğunu yazmıştım. Okumayan bilemez deyip, Sardalyasının çok meşhur olduğu Kalloni körfezinin yanı başındaki bu minik ve sıcacık kasabaya bakalım. Konaklama için bayağı sakin bir tercih olan Skala Kallonis, benim için sadece akşam üstü güneşi batırıp deniz kenarındaki aile işletmesi olan Dionysious Restaurant’ta doya doya sardalya yemelik.

Restaurant için bir diğer önerilen ve Skala Kalloni’nin en eskilerinden olan Taverna O Mimis’e de bakılabilir.

Buraya gelmek için baya virajlı ve toprak yollardan geliyorsun. Ama kesinlikle katedilen kilometrelere değen bir mekan!

Aristoteles biyoloji alanındaki çalışmalarının bir kısmını Skala Kallonis'te yapmış!

AGIASOS

 

Siesta vaktine denk gelmeseydim çok daha renkli yüzünü görebileceğim bu köy, minik taş evleri ve taş köy meydanıyla hayran olunası! Nüfusun ortalama yaşı sanıyorum ki 50-60 :) Seramik ve tahta el işçiliği ile pek ünlüler. Güzel bir Agiasos hatırası seramik ürünlerden hediyelik kapabilirsin!

Yine o zalim siesta yüzünden, aç biilaç notlarımda yer alan “To Stavri” restauranta tırmandım. Ne göreyim, pek de umursamayan ve fasulye ayıklayan mekan sahibi baba oğul mutfak 7de açılıyor o zaman gel ye minvalinde bir tavır sergilediler.

Arabayı köy meydanına girmeden dışarı bırakarak tırmanacağın bu cici sokakları fotoğraf çekmekten yorulacaksın :)

Agiasos köyünün pitoreskliği!

Köyün en tepesinde yer alan ve gittiğimizde mutfağının kapalı olduğu TO STAVRI Restaurantı!

PLOMARI’YE GİDEN YOL

 

Midillinin güney doğusundaki Plomari kasabasını hem görmek, hem yüzmek hem de meşhur Barbayanni Uzo fabrikasını ziyaret etmek için düştüğümüz yolda öyle güzel kasabaların içinden geçtik ki bahsetmemek elde değil.

Vakit varsa mutlaka yol üzerindeki Paleokipos, Plakados, Pappados köylerinde minik molalar verebilirsin. Zaten her yerde olan zeytin ağaçları bu güzergah üzerinde daha da artıyor ve anlıyorum ki evet buranın zeytinyağı meşhur! Zira Pappados köyünde Vrana taş baskı zeytin müzesi bekliyor seni :)

Geras körfezinin yanı başına konumlanmış bu P köyleri (hepsinin baş harfi P ile başladığı için benim uydurma tabirim) keşiflerini bekliyor!

Plomari ve Barbayannis Uzo Fabrikaları; Midilli adasında üretilen 2 adet ünlü uzo markaları Plomari kasabasındaki fabrikalarda üretiliyor. Barbayannis uzo fabrikasında uzonun üretim ve paketleme aşamalarını canlı izleyebileceğin gibi, ücretsiz tadım da yapabiliyorsun! Kokudan başın dönebilir şimdiden söyleyeyim :)

Plomari'ye giden müthiş keyifli yollar!

Barbayanni Uzo fabrikasına uğramalı ve ücretsiz tadımlık uzolardan denemelisin!

Agios Isidoros Plajı; Karaburun’a karşı yüzeceğin Plomari’nin ünlü plajlarından. Biraz daha doğusuna doğru gidersen diğer ünlü plajı Tarti’ye de ulaşabilirsin.

PLOMARI

 

Sokaklarında ahtapotların asılarak kurutulduğu bu canım kasaba tatlılıktan ölüyor :) önce masmavi denizi görünce dayanamayıp atladım (tabi ki ücretsiz plajları var!) sonra da bir güzel köy kahvelerinin, kooperatif tarım ürünlerinin ve tektekçi tavernalarının arasına daldım. Hediyelik için mutlaka zeytinyağı öneririm. Zira bayıla bayıla yiyorum  hala :)

Plomari’den ayrılmadan gördüğüm ama oturmakta geç kaldığım bir restaurantı da buraya ekleyim. Mama Katerina! Gözüme kestirdim bir sonrakine deneyeceğim mutlaka. Belki sen benden önce uğrarsın kim bilir :)

#rotapintagreece