Bu zamana kadar Yunanistan yanı başımda dururdu, tonla yer gezip de sırayı ona getiremiyordum. Ne de olsa oradaydı kara toprağı ve adalarıyla. Ama ne zaman İzmir’de bir sahil kasabasında ya da en basiti İzmir’im “Kordon”da oturup hafiften bir Rum ezgileri tıngırdayınca benliğim uçup komşu kıyıya konar gibi olurdu. Diyordum ki hep “ben ruhumu komşide bulacağım”.

En yakın olan hep en uzağa itilir. Ne de olsa hep oradaymış gibi. Belki bu fikir yüzünden tanışamamıştım bir türlü Yunan kültürü ile.

İşte bir gün geldi zamanı. Ülke topraklarına değil ama en güzel adalarından birine ulaştım Ağustos (2017) sonu. Midilli’ye. Asıl adı “Lesvos” olana. Güzel şair hem de ilk kadın şair Sappho’nun doğduğu topraklara.

Öyle bir toprak ki, Sappho sayesinde ün kazanmış. Sappho’nun o güzelim şiirleri hep kadınlara yazdığı için, kadınların kadınlara duyduğu aşkı tanımlayan “lezbiyen” kavramı bu Lesvos adasının isminden türeyerek sözlüklere girmiş. Ama işte zalim Türkçe, muhafazakarlıktan mı adanın merkezi Mytilini’den mi esinlendi bilmem Midilli deyip durmuşuz Lesvos’a.

2 gece 3 gün durdum Midilli’de. Bıraksalar bir ömür yaşardım gibi sanki. Kişi başına en az 3 zeytin ağacı düşen bu verimli ve bir o kadar doğal ada, bir İzmirli olarak beni hemen içine aldı. Kiminle tanışırsam, kimden alışveriş etsem dil engeli falan bir yana gülümser ve sıcacıktı.

Midilli'nin kuzeybatısında yer alan Petra kasabası

Doğanın içerisinde yolculuk yapacağın çok keyifli yollardan geçeceksin

Ada bir hayli büyük. Detaylı gezmeyi seven için 3 gün pek yetmeyebilir. Ama ben sadece merkez ve adanın doğusunda kalırım diyenler için 3 gün tamamdır :) Adanın kuzeyi, güneyi, doğusu ve batısı tam anlamıyla çeşit çeşit. Her bir tarafı farklı gezilesi, görülesi. Zaman kısıtlılığından ve yolların çok virajlı ve dağlık olmasından 3 günde sadece adanın doğusunu arşınlayabildim.

Çoğu Yunan adası gibi (duyduklarım doğrultusunda) Midilli’de de toplu ulaşım yok. Köylere ve plajlara gitmek için adanın en büyük gelir kaynağı olan araba kiralamak gerekiyor. İyi de oluyor. Rastgele köylere dalıp, çoğu gezi sayfasının yazmadığı yerleri kendin keşfedebiliyorsun. Yalnız mutlaka uyarayım; eğer ziyaretin bizim bayram zamanlarına denk geliyorsa çok fazla Türk'ün de adaya akın edeceğini ve kiralık araç bulmada sorun yaşayabileceğini unutma. Yapabiliyorsan önceden internet üzerinden kiralamanı öneririm.

Midilli anılarımı ve önerilerimi 2’ye bölerek anlatacağım. Burada adanın kuzeyini kurcalayalım. Adanın güneyi ve merkezini de diğer yazıda ele alalım.

MOLİVOS

Burayı Mithymna olarak tabelalarda göreceksin. Adanın en kuzeyi, Babakaleye ve Assos’a el sallayacağın canım Molivos. Genelde çoğu gezgin adanın merkezinde olmayı tercih eder (benim gibi). Ama bir daha Midilli’ye yolumu düşürdüğümde sanırım Molivos’ta kalır ve huzurun dibine vururum tabir-i caizse.

Tertemiz denizi, görüp görebileceğin en güzel gün batımlarını ve leziz ahtapotları burada bulacaksın. Kasabanın en yukarısındaki kaleden doyumluk manzaranı izledikten sonra, yürüye yürüye taş evlerin arasından limana inebilirsin. Zaten öyle güzel evler ve manzaralarla karşılaşacaksın ki, bu güzergahta en az 2 saatini burada kaybedeceksin. Bakarsın bir Yunan komşi seni bahçesinde ağırlar ve bir güzel “Yunan” kahvesi ısmarlar. Çok takılmadan Yunan ya da Türk, 40 yıl hatrı olan kafein ve lezzet deposu kahveden kime ne zarar gelir?

Gün batırmaya az kala durgun suyu görünce hemen bir plaja atmak istedim kendimi. Bakalım çok sevdiğimiz Assos-Sivrice hattının tam karşısında durumlar nasıldı... Sonuç: yüzerken “denizi yemek istiyorumm” diye bağıran bir RotaPinta :)

Ülkemizde içimiz yana yana dertlendiğimiz ve ne yazık ki ‘kanun koyucuların’ bir türlü çözemediği veya çözmek istemediği paralı plajlar mevzuu burada çoktan aşılmış. Bir sürü tesisin yanyana dizildiği bu yerde rastgele SUNSET’i seçip mekana daldım. Mekanın içerisinden geçerek merdivenlerden sahile iniyorsun. Ben kendimi hazırlayarak plaja giriş ne kadar, nereye ödüyoruz falan diye sorarken kadın gülerek “ne ödemesi canım, buyrun geçin” diyerek mekanının içinden sahile inmemizi sağladı. Bir de güzel şezlong ve semsiyelerinden de faydalandığımız yerde bir kişi bile başımıza dikilip “abla 10 euro” gibi bir söylemde de bulunmadı.

Molivos'un zirvesindeki kale ve büyüleyici manzarası (gün batımlık için ideal!)

Plajlara burada yazan mekanların içerisinden inebilirsin

Sunset plajında ağlatan manzara ve nefis kokulu denizi :)

Liman bölgesinde yanyana bir çok restaurant var. Ama her nasılsa özellikle de Türkler arasında çok ün salmış Htapodi (Ahtapot) Restaurant’ı denedim. Hem çalışanları, hem hızlı servisi ve leziz mezeleriyle kendimi kaybettim denebilir. Ahtapot konusunda da bir minik ders aldığımız bu restaurantta, eğer sert ve dişe dokunur ahtapot seviyorsan ızgara ahtapot, yok yumuşak ve rahat yenen bir ahtapottan hoşlanıyorsan şarap soslu ahtapot söylemek gerektiğini öğrendim.

Bizim rakının Yunan formu Uzo seviyorsan da mutlaka adada üretilen Barbayanni Uzo’dan söylemeni tavsiye ederim. Sonra bırak kendini yanından gelen mis gibi deniz kokusuna, derinden tınlayan Yunan ezgilere...

Fiyatlar mı? İnan, kocaman porsiyonlara çok çeşit yiyip kişi başı makul bir fiyata kalkabilirsin.

Vegan ve vejeteryan arkadaşlarımdan özür dilerim. Ama lezzetinden sual olunmaz kalamar dolması ve her yerde damak çıldırması ile yediğim "Yunan Salatası",ve arkada bitmek üzere iken yakalanmış ızgara ahtapot :)

PETRA

Molivos’a 6 km uzaklıktaki bu minik ve şirin sahil kasabası da uğramanı hak edenlerden. Taş sokaklarında dolanarak, sağda solda iplere asılmış ve kurutulan ahtapotları resmetmek için birebir Petra’cık!

Bir Yunan taktiği imiş; ahtapotların ipte asılıp güneşte kurutulması yöntemi. Ahtapotu haşlamadan bu yöntemi uygulayıp, ızgarasını yapınca çok daha yenilesi olduğunu düşünürlermiş. Bu şekilde dişe dokunur ve bol çiğnemeli olurmuş. Uzo tiryakilerinin en çok tercih ettiği yöntemmiş. Ben yine de (şarap) soslu ve yumuşak olanı tercih ediyorum sanırım :)

Bu arada Petra’ya gelmişken tepedeki manastıra uğrayıp ( Panagia Glykofilousa) 114 basamağı tırmanıp, şöyle bir 360 derece manzarayı da ciğerlere doldurmadan olmaz tabi :)

MANTAMADOS

Yine bol ağaçlı ve virajlı yollardan kuzey doğuya gittiğinde Mantamados’a varıyorsun. Bu köyün de en ünlüsü ve bir çok Hristiyan için de çok önemli Moni Agios Taxiarchis manastırı ziyaret edilen yerlerden. Taxiarchis Midilli adasının koruyucu meleği imiş.

Manastırın girişinde çok da anlam veremediğim ve bir direğin tepesine oturtulmuş bir uçak var :) Vardır bir bildikleri diyerek girdim manastırın içine. Her yer mum ve tütsü kokulu. Kadın erkek, yaşlı genç buradaki ikonayı öpmek için gelmiş. Efsaneye göre, korsanlar adayı basıp bu manastırdaki bütün rahipleri öldürmüşler. Sadece bir tane rahip adayı saklanmayı başarabilmiş. Saklandığı yerden (kilisenin çatısı), Taxiarchis meleğinin bütün korsanları bozguna uğratıp kaçırdığını gördükten sonra da, gördüğü meleği unutmadan hemen toprak ve öldürülen rahiplerin kanından Taxiarchis ikonası yapmış. Manastırın içerisinde bunu görebilirsin. Türkler arasında yaygın olan bir rivayete göre de burada dilediğin dilekler gerçeğe dönüyormuş :) Ben bilemem artık sana kalmış inanıp inanmamak.  

Mantamados Manastırı'ndaki meşhur ikona 

NAPİ  VE  AGIA PARASKEVI

Mantamados dönüşü hemen aşağısındaki 2 köyün içerisinde geçerken o tatlı minik avlularında köyün yerlileriyle güzel bir kahve keyfi yapmadan geçme derim. Taş sokaklar ve evlerle çevrili bu iki güzel köyün içerisinden hayran ola ola geçtim.

Özellikle Agia Paraskevi’nin meydanında 3. Dalga kahvecileri diyebileceğin kafe ve barlar sıralanmıştı. Ve etraf genç kaynıyordu. Yunanların çok içtiği şu soğuk kahve “frappe” meretini orada deneyebilirsin belki.

Yunanların sıcak havalarda tükettiği ve aslında bildiğimiz buzlu kahve olan Frappe geleneği çok yaygın :) 

Benim tercihim sütlü ve şekersiz olması. Sipariş verirken, sütlü mü, sütsüz mü, yoksa şekerli mi olmasını belirtebilirsin.

Bizde hası olmasına rağmen, ortak kültürümüzün ortak bebeği olan zeytinyağı almadan adadan çıkma. Hazır Agia Paraskevi’den geçiyorsan ve zeytinyağı meraklısıysan oradaki zeytinyağı müzesine de bir göz atmak istersin belki.

SKALA MISTEGNON – SKALA NEON KIDONION

 

Öncelikle  hep göreceğin SKALA kelimesinden bahsedeyim. Köylerin üst kısımları köy merkezi olup, sahil kesimi ise başına iskele anlamına gelen Skala kelimesini alır. Son gün biraz vakit kalınca, bakalım elimizde ne skalalar var deyip, Mytiline merkeze yakın bu iki yere uğradım. Mistegnon tam bir emekli yeri olup, çok ilgi çekici bir şey barındırmayan bir skala iken, neon kidonion ise çok sakin ve mis gibi denizi olan minik bir sahil kasabası. Duyabileceğin sesler; tek tük denizde yüzen çocuk sesi ile denizin sesi olacak. Adaya veda etmek için hüzünlü ama bir o kadar da huzurlu bir kaç saat geçirebilirsin.

Skala Neon Kidonion sakinliği... Babakale ve Assos'a selam gönderme yeri :)

Midilli adasının güneyi ve merkezine geçmeden önce, günlük hayatta bizi ayakta tutacak ve ilişkilerimizi sempatikleştirecek bir kaç kelimeyi de şöyle bırakayım. Nihayetinde aynı denizi paylaşıyoruz. Onlara dair bir şeyler öğrenmek neden olmasındı? :)

Kalimera:  Günaydın

Kalispera: İyi günler, iyi akşamlar

Kalinihta: İyi geceler

Yia-sas: Merhaba, Selam

Kalosorisateh: Rica ederim

Gala: Süt

Signomi:  Özür dilerim, afedersin

Evet: Ne

Hayır: Ohi

Efaristo: Teşekkürler

Hehropoli: Tanıştığıma memnun oldum

Sagapo:  Seni seviyorum

Hep sevgi ve hoşgörü ile! Bizi kurtaracak tek şey o çünkü!

#rotapintagreece