Tarihi bol Pergamon

İzmir'e sadece yüzmeye gelmemek lazım. Tarihle haşır neşir olanlar için de sıradışı yerler hala duruyor. Antik Yunan ve Roma İmparatorluğu'na kucak açmış topraklardan bahsediyoruz neticede.

Bergama Milattan Önce bilmem kaç yıllarına dayanan bir kent. Tarihle boğacak kadar güçlü kuvvetli bilgilerim olmasa da, şunu belirteyim ki Unesco’nun Dünya Miras listesine alınmış Akropolisi ve Asklepionu (Sağlık Merkezi) için ta nerelerden turistler geliyor. Sırf bu antik dönemden kalmış İon, Pers, Roma ve Bizans dönemine tanıklık etmiş toprakları ve eserleri görmek için hem de!

Antik dönem deyip geçmemek lazım. Zira buralarda antik Yunan'ın ilk sağlık merkezi sayılabilecek Asklepion’u ayakta durmaktadır. Asklepion dünyanın ilk psikiyatri hastahanesi olarak da bilinmekte imiş. Hoş böyle güzel ve verimli topraklarda, mis gibi iklimde yaşayıp da insanlar neden böyle psikiyatri hastahanesine ihtiyaç duymuşlar, tartışılır. İnsanoğlu işte, antik dönem de olsa bir tükenmişlik sendromu kanımıza işlemiş.

Milattan Önce 4. yüzyılda yapıldığı düşünülen sağlık merkezi Asklepion girişi 

Bu şifa merkezine Helenler yemeyip içmeyip spa, çamur banyosu, müzik banyosu (!), telkin yerleri, meditasyon alanları, masaj bölümleri, tiyatro vs. yapmışlar. Elde avuçta kalan kazı sonrası ortaya çıkan yerlerden geçtikçe şaşırmadan edemiyorsun. Bu güzel Asklepion ismi de, bizim çok tanrılı Antik Yunanların tanrılarından Apollon’un oğlu olan Sağlık Tanrısı Asklepios’tan gelmekte imiş.

Rivayet odur ki, merkezin girişinde “Ölümün girmesi yasaktır” minvalinde bir yazı asılı imiş. O kadar eminler gelen hastaların iyileşeceğinden yani :)

Zamanında şifalı olduğuna inanılan su kaynağı ve antik dönemin olmazsa olmazı olan tiyatro tabiki sağlık merkezinde de varmış :)

Gökyüzüne açılan ufak deliklerden gelen ışıkla iyileşeceğini düşünüyorsan bir de sen geç bakalım sonu aydınlığa çıkan bu tünelden :) 

Asklepion’u gezinip, şaşkınlıklarına daha fazla şaşkınlık ve hatta hayranlık katmak için rotanı tepeye kurulmuş Akropolis’e çevir bakalım. Akropolis ören yerine merkezden teleferikleri kullanarak çıkabileceğin gibi, eğer arabayla isen mutlaka araba ile çıkmanı öneririm. Çünkü teleferiğe nazaran çok daha güzel ve 360 derece çevrelediğin bir manzara olacak. Kestel barajının yanında yükselen yamaçlardan döne döne yukarı çıkmak teleferiğe nazaran çok daha keyifli olacaktır.

Antik Yunanlar yine yapacağını yapmış ve bu güzel Akropol şehir merkezini 300 metre yüksekliğindeki tepeye kurmuşlar. Bu Akropol’de neler yokmuş ki! 200 bin kitaptan oluşan kütüphane, 10.000 kişilik ve 3 katlı tiyatro, Dionysos tapınağı, saraylar ve niceleri. Tapınak demişken kanayan yaramıza burada dokunmakta fayda var. O da Zeus Sunağı!

10.000 kişi kapasiteli ve 3 katlı antik tiyatro dönemin en büyük tiyatroları arasında sayılırmış. 

Yağmalardan elde kalan kalıntılar bir şekilde korunarak Akropol'de duruyorlar (!) 

Milattan önce 197 yıllarında inşa edilen Zeus Sunağı, Akropolis’te öyle bir yere inşa edilmiş ki çok uzaklardan bile rahatlıkla seçilip görüldüğü rivayet edilirmiş. Şuan temelleri Akropolis içerisinde hala görülmektedir. Ama gel gelgelim, Osmanlı zamanında Alman yol mühendisi Carl Human 1874’te arkeoloji merakıyla dolanırken buraları fark etmiş ve kazılara başlamış (ekip ile birlikte). Kazı sırasında gün geçtikçe daha fazla eser ortaya çıkmış ve bizim Carl Human’ın gözleri dolar işareti olmuş! Merdivenlerin de ortaya çıkmasıyla olmuş mu sana Zeus Sunağı! Osmanlı bizim Carl’ı yol yapıyor sanırken, o bulduğu her parçayı özenle Almanya’ya doğru taşımış! (yol yaparken ihtiyaç olan taşları taşıdıklarını iddia ederek). Bir şekilde tüm sunağın Almanya’ya taşınmasını sağladıktan sonra da (binbir zorluk ve Bergama halkının durumu anlayıp engelleme çabalarına rağmen), Berlin’de bir güzel utanmadan Pergamon Müzesi yaparak içine oturtmuşlar. Hem de aynısına çok yakın bir şekilde. Yolları Berlin’e düşenler, bir gidip baksınlar bakalım Zeus Sunağına iyi bakılıyor mu!

Antik kentlerin gezilmesi sonrası bir de şehir merkezinde Bergama Müzesi de görülmeye değer yerlerden. Ne yalan söyleyeyim, sağa sola kaptırdığımız eserlerden elde avuçta kalanı ile yetersiz bir müze yapılsa da destek olmalı ve ziyaret etmeliyiz derim. Bilgi ve açıklama yetersizliği, üstüne üstlük bazı tarihi eserlerin demir kanca ile duvara yapıştırılması, güvenlik görevlilerinin ortalarda olmaması, dahası Zeus Sunağının nasıl kaçırıldığının fotoğraflarının duvarlarda yer alması biraz sinir bozucu tabi. Yine de desteği hak ediyorlar.

Bir şekilde araklanan tarihi eserleri ve yapıtları işleyen, hatta Zeus Sunağı’nın da götürülme hikayesini anlatan derlemeye buradan ulaşabilirsin. 

Antik Bergama dışında günümüz Bergama bilgileri ve anıları için buraya gelebilirsin.

#rotapintaizmir