San Francisco..  Eskinin hippilerinin, şimdinin 'geek'lerinin şehri..

Silikon Vadisi sağolsun Amerika’nın açık ara en pahalı şehirleri arasında ilk 3’e koşarak giren, ne yesen aşırı lezzetli yemekleri olan, Pasifik Okyanus’u ile nefis manzarası ve doğası olan bu Kalifornya şehrine 4 gün ayırdım. Batı Amerika turumun ilk durağıydı ve belki de en unutulmazıydı (ve en pahalısı)!

Üstün gezi planlama yeteneğim ile 4 günümü neredeyse şehrin tüm köşelerinde geçirdim. Yürümeyi seviyorsan (ciddi anlamda!), en önemlisi yemeği seviyorsan, yoğun bir program bana koymaz diyorsan o zaman notlar alınsın! :)

Öncelikle konaklama o kadar pahalı idi ki, bir çok Kalifornya’lı arkadaşlarımın önerilerine uyup konaklamayı Airbnb üzerinden Oakland şehrinde ayarladım. San Francisco’dan bir tek köprü ile (bay bridge) geçip ulaşabiliyorsun. BART trenleri ile de gün içerisinde rahatlıkla şehir merkezine 20-25 dakikada varabiliyorsun. Oteller aşırı pahalı olduğu ve ucuz olanlar için ise “kesinlikle farelerle uyurum burada” havasını hissettiğim için can dostum booking.com yerine diğer ikinci dostum airbnb üzerinden konaklamamı ayarladım. Programa geçmeden önce şu gözlemimi söylemem lazım. Ne Avrupa’da ne de Türkiye’deki herhangi bir şehirde otel seçimi konusunda ciddi bir sorun yaşamadım. Ama konu Amerika’ya geldiğinde tüm bilinenler farklı boyut aldı. Kültürel bir şey mi, yoksa paran varsa bu şehirde ‘babalar’ gibi yaşarsın algısından mı bilemem otel işletmeciliği ve hijyeni konusunda Amerikalılar sınıfta kalır. Zaten büyük otel zincirlerininin buralardan çıkmasına da şaşırmamak lazım. Resimlerden "aa iyi işte kalırım ben burada, fiyatı da uygun" dediğin her bir otel için oldukça kötü yorumlar bulman olası. O yüzden benim gibi bütçeli isen airbnb bu konuda biraz daha yardımcı olabilir. Avrupa hostelleri gibi konfor ve hijyeni o fiyata burada bulamayacaksın :)

Şimdi gelelim şehir merkezine... 4 günümü bölgelere böldüm ve tabana kuvvet yaptım.

1.gün için; Bay Bridge ile başlayıp sahil hattı boyunca Ferry Building – Pier 39 –Fisherman’s Wharf – Palace of Fine Arts – Presidio – Crissy Field Park- Fort Point – Golden Gate Köprüsüne ulaşıp kapanışı da leziz Asya restaurantlarının bulunduğu Clement Street üzerindeki Burma Süperstar ile yaptım.

2. gün; Bart istasyonunun 16th street Mission durağında inip Latin bölgesi olarak da anılan Mission bölgesinin kuzey kısımlarından 70’ler hippilerinin izlerini sürdüğüm bir rota oldu. Kitchen Story’de ağız sulandırıcı bir kahvaltıdan sonra Henry Milk’in LGBTİ haklarını savunduğu ve bir şekilde mahalleyi bu şekilde anılmasını sağladığı Castro bölgesini, Dolores Park’ı, hemen yanındaki Women’s Building binasını, Painted Ladies denen Full House dizisinin jeneriğinin bitiş manzarasındaki evleri, Hippi Devriminin doğduğu sokaklar Haight-Ashbury’i dolanıp Buena Vista park ile kapanışı yaptım.

3. gün; İlk 2 günü aratmayacak bir yoğunlukta olan 3.gün için; Civic center tarafları (Birleşmiş Milletler Binası, belediye binası vs. kallavi binaların olduğu bölge), Washington Square dedikleri aşırı turistik meydancık, buradan kalkan ve hey San Francisco’dasın bundan kaçamazsın diye düşündüren tramvaylar ile Russian Hill tepesi. Bu tepeden aşağı inen meşhur dönen yol ve merdivenler, İtalyan ve Çin Mahalleleri, Beat kuşağının 40’lar ve 50’lerde fink attığı sokaklar ve meşhur kitapçıları Citylights Bookstore ve kapanış Mission/24. street güney bölgesi ve nefis La Taqueria burritoları ile oldu.

4.gün; yeni destinasyon Tahoe Gölü’ne geçmeden önce araba ile 'bir Golden Gate köprüsünden geçme klişesi yapmayacak mıyız?' diyerek hızlı bir kaç trekking rotaları. Lands End denilen bölge ve buradaki Sutro Baths denen alan ve Golden Gate köprüsüne dek süren trekking yolu. Ne yazık ki buraya 1-2 saat ayırdığım için bu yolu yürüyemedim ama bir dahaki sefere diyip araba ile Golden Gate’ten geçerek bu güzel şehre el salladım :)

Golden Gate köprüsü

Gelelim bölge bölge önerilerime, gözlemlerime!

Not: Bu gezilerde hiç araç kullanmadım. Toplu taşıma ve UBER/Lyft ulaşım için oldukça yeterli. San Francisco şehir merkezinde araç kullanmak ve park yeri bulmak (ve o park bedellerini ödemek) tam bir çılgınlık!

Embarcadero

San Francisco ve Oakland’ı birbirine bağlayan Bay Bridge köprüsünün yanı başındaki bölgemiz. Turistin bol olduğu ama bir o kadar da eşsiz Pasifik okyanusu ve körfez manzaralı bir bölge burası.

Rincon Park: Arkama Bay Bridge’i alayım yanıma da ‘Cupid’s Span’ (aşk tanrısının ok ve yayı) heykelini de alayım bir fotoğraf çekeyim diyorsan burası orası. San Francisco şehrini çok romantik buldukları için 2002 yılında evli sanatçı çift Claes Oldenburg and Coosje van Bruggen tarafından yapılmış.

Ferry Building Marketplace: Rincon Park’a sırtını verip biraz deniz kenarında yürüdüğünde varacağın tarihi iskele binası. Özelliği içerisinde her gün yemek standlarının ve minik kahveci ve tatlıcı dükkanlarının olması. Sabah kahvaltısı için ideal. Kahve için mutlaka ünlü Vietnamlı kahveci Blue Bottle Coffee denenmeli! Bir de dondurma sevenler için “Humphry Slocombe” dondurmacısını da şiddetle öneririm!

Rincon Park

Seçenekler arasında çıldıracağın Ferry Building Marketplace yemek standları

Ferry Building 

Pier 39

Ferry Building’den sonra sahil hattından pierleri (iskele) tek tek geçerek 39.suna ulaşacaksın. Buram buram Amerikan klişesi mekanların yer aldığı bu kısımda çok vakit kaybetmeden Alcatraz Hapishanesini izle, Golden Gate köprüsüne selam çak ve hemen iskelenin sol tarafında sere serpe yatan deniz aslanlarının güneşlenirkenki gürültüsüne ve komik görüntülerine bırak kendini :)  Pier 39’un başka da bir özelliği yok. Deniz mahsülünün en güzellerini en iyi şekilde barındıran San Francisco şehrinde güvenebileceğin deniz mahsüllü veya yengeçli çorba içebileceğin Boudin Bakery burada. Ama ben kendi ekmeklerini de ürettikleri Fisherman’s Wharf’takini tercih etmiştim.

Alcatraz Adası - özel turlar da düzenleniyor biletleri baya bir zaman önce online alman öneriliyor, ilgimi çekmediği için listeme almadım :) -

Pier 39'daki şımarık ve gürültücü deniz aslanları :)

Fisherman’s Wharf

Yine cıvıl cıvıl turistlerin eğlenerek zamanını geçirebilecekleri bir alan burası. Yeme içme turlarını buraya çok bırakmamıştım. Sadece Boudin Bakery’ye gidip kendi ürettikleri ekşi maya ekmeklerinin içerisinde bir leziz deniz ürünleri çorbasını (chowder) içmiştim. En güvenilir ve lezzetlisini burada içebilirsin diye bir tavsiye almıştım oralı arkadaşlarımdan. İster bir şeyler ye, istersen yeme üst kattaki ekşi maya ekmek yapım müzesini de gezmeni öneririm, mis kokulu üretimhanenin içerisinden geçerek..

 

Musee Mecanique; girişin ücretsiz olduğu bu ‘müze’ denilen oyun alanında zaman makinasında geçmiş yıllara doğru gideceksin. Ateriler, 60’lardan kalma jetonlu oyuncaklar, komik aynalar, fotoğraf kabinleri ve daha niceleri. 10 cent ile 1 dolar arası değişen oyuncaklarda oynarken, hanginiz özlemez ki çocukluğunu :)

Ghirardelli Chocolate Company: San Francisco’da 1852 yılında kurulan mis gibi çikolata fabrikasının dükkanlarından birine girip hediye çikolatanı kap, ister güzel bir kup, ister sadece çikolatalı bir brownie ısmarla kendine ;)

Musee Mecanique'in zaman tünelinden zıplamış aterileri )

Marina District

O kadar çikolata yendikten sonra, hedefi Golden Gate köprüsüne çevirip yürümeye devam etmek gerek.

Maritime National Historical Park civarında deniz kenarında sessizlikle başbaşa kalabileceğin gibi, Marina Bulvarı üzerindeki zengin (!) evlere bakıp bakıp iç geçirebilirsin. Biraz daha yürürsen Wave Organ denilen kayalıkların üzerindeki okyanus dalgalarını dinleyebileceğin boru yapıların oraya gidebilirsin.

Crissy Field; şöyle kumlara uzanayım, köpekler yanımda koştursun, spor yapanlar sporunu yapsın ben de Golden Gate köprüsüne bakıp bakıp dalayım diyorsan leziz bir kumsal.

Presidio

Devasa ülkenin, devasa şehirlerinin, devasa parklarından biri Presidio. San Francisco’nun başladığı yer deniyor burası için. İçerisinde ormanlar, film okulları, başkaca okullar, Güzel Sanatlar Sarayı (Palace of Fine Arts), piknik alanları, Lucas Film merkezi, Walt Disney Aile Müzesi gibi bitmek bilmeyen yerleri barındırıyor içinde. Bir Star Wars aşığı olarak Palace of Fine Arts’ın güzelliğine ve sakinliğine hayran hayran bakıp koşar adımlarla Lucas Film’e gittim. Yoda Çeşmesi önünde bir fotoğraf ve sadece lobi kısmındaki gerçek kostümlerin olduğu kısımda durup çıktım. Dahasını bildiğim kadarıyla yapamıyorsun :) 

İngiliz heykeltraş, fotoğrafçı ve çevreci Andy Goldsworthy’nin eserlerinden bazıları doğanın içerisine gömülü halde bu parkta. İtiraf edeyim yorgunluk ve kilometrelerce yürüyüş sonrası listemdekileri görmeye gidemedim. Ama meraklı olan ve San Francisco gezisini biraz farklı kılmak isteyen olursa Andy Goldsworthy’s wood line, earth (tree) wall ve Spire görülebilir.

Presidio hattından devam edip Golden Gate köprüsü üzerine tırmanılıp köprü üzerindeki o meşhur yürüyüşü yapmadan olmuyor tabi ki...  (Golden Gate Bridge Welcome Center) Yükseklik korkusu olanlar dikkat!

Bu kadar yürümenin üzerine Presidio bölgesinin hemen arkasında yer alan Clement caddesinde (tabi Asya- Uzak Doğu mutfağı da seviyorsan) kendine güzel bir yemek ısmarlarsın belki. Hiç denemediğim Burma (Myanmar) mutfağını deneme şansı bulduğum Burma Superstar’ı şiddetle tavsiye ederim.!

Palace of Fine Arts güzelliği

Lucas Film'in girişinde Master Yoda'nın çeşmesi (:

Hakedilmiş Burma Superstar lezzetleri! (hiindistan cevizli pilav, yumurtalı bademli bol kişnişli noodle, zencefil portakallı tavuk, ve anında mideye indirilen samosa puf börekleri!

Lands End – Baker Beach – Marshall Beach

Son güne sığdırdığım için hakkını veremediğim bir bölgeydi burası.

Sutro Baths; San Francisco’nun batı yakasında yer alan bu sahil şeridindeki eski ‘hamam’ların hikayesi biraz ilginç. 1894 yılında Adolph Sutro, Pasifik Okyanusunun tam kenarına bu devasa havuzları (hamam da denebilir) inşa ediyor. Amaç da San Franciscolular’a ucuza yüzebilecekleri ve rehabilite merkezi olarak da kullanabilecekleri bir alan yaratmaktı. Yaklaşık 10.000’e yakın odası bulunan konaklama alanı ile işler iyi giderken bir anda büyük buhrandan dolayı her şeylerini yitiren Sutro ailesi, bu işletmeyi de yitirmişler. Tamamen kapandıktan sonra buz pisti olarak kullanılan bu kısımda ne hikmetse 1966 yılında çıkan büyük yangında her yer yerle bir oluyor. Geriye de resimdeki  kalıntıları kalıyor işte...

 

Lands End Labirenti: Kalifornya hippileri tarafından yapılmış taşlardan labirent şekli. Tam pasifik okyanusun kıyısında sonsuz bir manzarada güzel bir fotoğraf noktası sana :) Sutro Banyolarından Golden Gate’e gider gibi devam edeceksin Trail’den. Navigasyon varsa bu burnu kolay bulabilirsin güzel bir doğa yürüyüşü sonrası.

Bu yürüme yolunda (Lands End Trail) daha da devam edersen Baker ve Marshall sahillerine de geliyorsun. Genelde San Franciscolular spor sonrası gün batırmaya bu sahillere geliyorlarmış. Buraları bir sonraki San Francisco’ma bıraktım :)

Sutro Baths!

Lands End Trail denilen yürüyüş yolu

Lands End Labirenti (:

San Francisco 2. Kısım için buraya!